Kiralık Konak Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Zaman ve Mekan
Anlatıcı
Anlatı Üslubu ve Dil Kullanımı
Konak

Kiralık Konak, II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) bir süre sonra başlar ve I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği yıllarda (1914 – 1918) sona erer. Bu yıllarda yaşanan olaylar ve Osmanlı toplumunun durumu, roman üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Yakup Kadri’nin mekan olarak kullandığı “Kiralık Konak”, Osmanlı Devleti’ndeki daha büyük toplumsal çatışmaları, bireysel problemler boyutunda inceleyen bir alt-evren olarak görülebilir.
 

Romanın ana mekanı olan Kiralık Konak, bu özelliğini karakterler üzerindeki etkisiyle de göstermektedir. Seniha, bu konakta zaman geçirmekte zorlanmakta, kendisini fazlasıyla bunalmış hissetmektedir. Servet Bey kızı Seniha kadar rahatsız değildir, fakat o da konaktaki yaşamdan hoşnut değildir ve bir fırsatını bulduğu anda oradan ayrılır. Konağın sahibi Naim Efendi ise her koşulda konaktan ayrılmayı reddeder ve konakta hiçbir şeyin değişmesini istemez. “Eski kafalılığı” nedeniyle, artık her tarafı çürümüş  ve içinde örümcekler, fareler ve kuşlar yaşamaya başlamış olsa da, konakta en ufak bir değişiklik yapılmasına izin vermez. Bir değişiklik olacaksa, bunun kendisinin ölümünden sonra yapılmasını ister. 

Yakup Kadri, romanı üçüncü kişi ağzıyla, olaylara dahil olmayan bir anlatıcı olarak okuyucuya sunar. Fakat bunu yaparken, anlattığı karakterlerin psikolojilerini, düşüncelerini, hislerini ve duygularını da detaylı bir şekilde aktarmayı amaçlar. Bunu Naim Efendi, Servet Bey, Hakkı Celis, Seniha gibi pek çok karakterin bakış açısından yaptığı için, yalnızca toplumun farklı kesimindeki insanların düşüncelerini kaleme almış olmaz, aynı zamanda bu düşüncelerin arkasındaki mantığı, bu karakterlerin neden böyle düşündüğünü de anlatmış olur.
 

Bu sayede, romanı okurken belli noktalarda Yakup Kadri’nin desteklediği doğrular hissedilse de, onun çoğu karakter konusunda yargılayıcı olmadığı, bir karakteri haklı, bir karakteri haksız göstermekten çekindiği söylenebilir. Ona göre, bu insanlar yalnızca farklı dönemlerde büyüyen, farklı hayat tecrübeleri olan ve bunlar nedeniyle farklı şekillerde düşünen insanlardır. Hepsinin düşüncesi, kendi dünya görüşü içinde doğru ve haklı görüşlerdir.
 

Seniha’nın Avrupa’ya kaçmasından sonra, 132. ve 133.  Sayfalarda yan yana aktarılan iki görüş, bu örneği biraz daha somutlaştırabilir. Konakta kimseye haber vermeden yurt dışına kaçan Seniha, gönderdiği telgrafta artık konaktaki hayata dayanmadığını, bu hayatın kendisini bunalttığını, Avrupa’ya gitmese intihar etmeyi bile düşünebileceğini yazar. Çocukluğundan beri bir Avrupalı olarak yetiştirilmiş, yabancı dil öğrenmiş, Avrupalı mürebbiyelerle büyümüş, Avrupa romanları okumuş, hep Avrupa’nın ne kadar iyi, ne kadar güzel olduğunu duymuş ve bu hayalle yetişmiş bir kız için, Naim Efendi konağındaki hayat tarzı katlanılabilecek bir şey değildir. Bu, Seniha’nın şımarık veya asi olmaya çalışan bir karakter olmasıyla açıklanamaz; tamamen farklı bir kültürün, farklı bir yaşam tarzının kendisininkine göre ne kadar üstün olduğunu dinleyerek büyümüş birisi için, böyle hissetmek kaçınılmazdır.
 

Bir sonraki sayfada Naim Efendi’nin görüşleri ise, “Ömründe şehir içinde bile yalnız dolaşmamış bu adam için bir genç kızın tek başına Avrupa seyahatine çıkışı akıl durdurucu bir şeydi.” cümlesiyle açıklanır. Böyle bir hayat tarzında büyümüş olan aile reisi için, Seniha’nın tek başına Avrupa’ya gitmesi, elbette anlaşılabilecek, affedilebilecek bir durum olarak görülemez.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türkçe’yi Arapça ve Farsça kelimelerden, bu dillerin dilbilgisi kurallarına göre oluşturulan tamlamalardan mümkün olduğunca arındırmayı gerekli gören bir edebi akıma, “Milli Edebiyat” akımına dahildir.
 

Bu anlayışla yazan Yakup Kadri roman boyunca sade, basit, Arapça ve Farsça tamlamalardan büyük ölçüde arınmış bir dil kullanır. Romanın bundan yaklaşık yüz yıl önce yazıldığı düşünüldüğünde, bazı kullanımların günümüze göre farklı olması, ve çeşitli Arapça – Farsça tanımların yer alması şaşırtıcı olmayacaktır – fakat özellikle günümüzde kullanılmayan kelimeleri dipnotlarla veya parantezlerle açıklayan bir baskı tercih edildiğinde, Kiralık Konak günümüzde kolay okunabilecek bir roman olarak değerlendirilebilir. Yine de, belirli bölümlerde kullanılan dilin çeşitli zorluklar oluşturabileceği unutulmamalıdır. Naim Efendi’ye gelen imzasız bir mektup, dönemin yazı dilini şu şekilde ortaya koyar:
 

“Sabahları çırçıplak denize girmeleri, alameleinnas sarılıp öpüşmeleri yetmiyormuş gibi, otelde her türlü kuyud-u diniye ve milliyeyi ayaklar altına alarak birtakım ecanip ile şampanyalar içtikleri ve badehu otelin salonunda dans ettikleri dahi vaki olmuştur.” 1
 

(Sabahları çırılçıplak denize girmeleri, herkesin önünde sarılıp öpüşmeleri yetmiyormuş gibi, her türlü dini ve milli geleneği ayaklar altına alarak ecnebilerle şampanyalar içtikleri ve daha sonra otelin salonunda dans ettikleri bile olmuştur.)
 

Çok sık olmasa da belli noktalarda romanda bulunan bu alıntılar, bir sözlük yardımıyla veya kullanılan baskının açıklamalarıyla anlaşılabilir.


1 s.75

Romanın merkezindeki temel çatışma, hatta bir anlamda romanın yazılma sebebi, toplumun “batılılaşma yanlısı olanlar” ile “batılılaşmak istemeyenler” olarak ikiye bölündüğü yönündeki gözlemdir. Yakup Kadri, Osmanlı toplumunda gördüğü bu bölünmeyi, Naim Efendi’nin konağında yaşayan aile içinde ele alarak, bu konağın Osmanlı Devleti’ni, karakterlerin de toplumun farklı kesimlerini temsil etmesini amaçlamıştır. Bu karakterlerin arasındaki çatışmaları, ve temsil edilen toplumsal grupları, “Önemli Karakterler” sekmesi altından detaylı olarak okuyabilir, Yakup Kadri’nin romanını nasıl kurguladığını daha iyi görebilirsiniz.
 

Bu noktada ilgi çekici olan bir başka nokta, romandaki ana mekan olan konağın kendisidir. Kiralık Konak’a ismini veren bu yapı, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş dönemini konu alan pek çok eserde bir sembol olarak kullanılır. Konakların yıkılması, satılması, kiralanması ve boşaltılması, bir devrin sona erdiğini ve yeni bir devrin başladığını somut bir şekilde ortaya koyan unsurlar olarak okunabilir.
 

Kiralık Konak’ın merkezindeki ailenin, buradan ayrılarak Şişli’de, yani İstanbul’un “yeni” semtlerinden birinde bir apartmana taşınması, geçmişe ve “eskiye” bağlı olan Naim Efendi’nin ise hayatının son anına kadar artık çökmeye yüz tutmuş konakta yaşamakta direnmesi, bunun edebiyatımızdaki en net kullanımlarından biri olarak görülebilir. Benzer durumlar; Esir Şehrin İnsanları, Hep O Şarkı, İstanbul gibi çalışmalarda da karşımıza çıkar.
 

Tüm bunlar hakkında kısa bir tartışma için, konuyla ilgili videomuza göz atabilirsiniz.