Kiralık Konak Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Alıntı #1, Sayfa 19: 
“Efendim;” dedi. “Memlekette bir mahkeme ve bir adalet kapısı var. Hasip Paşa mahkemeye çekilir, adalete teslim edilir, eğer masum ise ne ala, değilse… Giyotin efendim, giyotin temizler… Yalnız namussuz kafaların değil, fakat, eski kafaların hepsi de kesilmelidir.”  

Naim Efendi, son cümledeki bu vahşi imayı hissetti. Fakat, kendinde cevap vermek kudretini bulamadı, gözlerini yere indirdi ve derin derin düşündü.


Açıklama
Servet Bey’in Naim Efendi’ye söylediği bu cümle, ikili arasındaki çatışmanın somut bir kanıtı olarak görülebilir. Romanın ilk bölümlerinde, bu çatışma saygı çerçevesi içinde devam eder.
 
 
Alıntı #2, Sayfa 93: 
Fakat akşama doğru Cemil, Seniha’ya ondan uzun bir mektup getirdi. Altlı üstlü yazılmış sekiz büyük sayfa teşkil eden bu mektupta genç adam, sevgilisinden muavenet (yardım) talep ediyordu ve aksi takdirde o gece mutlaka kendisini öldüreceğini söylüyordu. (…)
Seniha dolabını açtı, içinden bir çekmece çıkardı, çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
“Bunlar bir işe yarar mı, bilmem….” dedi.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır, ciddi düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona, en çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi!.. Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı.


Açıklama
Seniha’nın Faik Bey’in mektubunu aldıktan sonraki düşünceleri, bu iki karakter arasında o zamana kadar mutlu bir şekilde devam eden ilişkinin sonu olarak görülebilir.
 
 
Alıntı #3 - 4, Sayfa 93, 95:
Doğrusu şu Frenk erkeklerinin nezaketine, zarafetine gittikçe daha ziyade hayran kalıyorum. Sana söyledim mi, bilmem? Birkaç zamandır Astori’lerin evinde bir genç İtalyan’dan dans dersi alıyorum. Görmelisin, bana nasıl kur yapıyor. Sanki her hareketi aşikane bir “jest”tir. Sözlerinde o kadar tabii bir heyecan, bakışlarında o kadar okşayıcı bir ateş var ki, doğrudan doğruya insanın ruhuna giriyor ve ne tabiilik, ve sadelik, ne kolaylık!.. İnsanın: “Ellerinde bile ne ince bir zeka var!” diyeceği geliyor. Kendimi güç zaptediyorum.
(...)
Naim Efendi’nin damadı, içinden: Canına yandığım Avrupalılar, ne kadar naziktirler; bak, alacağını bile ne güçlükle istiyor!” dedi.

Açıklama
Bu iki alıntı, romanın alafranga karakterlerinden Seniha ile Servet Bey’in Avrupa ve Avrupalılara karşı duyduğu hayranlığı ortaya koyan cümlelerdir. Yakup Kadri, bu tarz cümleler kullanarak karakterlerinin kişilikleri hakkında önemli bilgiler verir.
 
 
Alıntı #5, Sayfa 109: 
Zira, bu hareketiniz için çirkin ve acayip sıfatlarından başka kelime bulamıyorum; vakıa bundan daha adi, daha zelil ne olabilir?.. Bu, sizce belki böyle değildir, her şeyde olduğu gibi bu meselede de belki siz başka türlü düşünüyorsunuz, ben başka türlü düşünüyorum. Fakat rica ederim, durup dururken ne hakla, ne selahiyetle benim ismimi, benim haysiyetimi, hiç haberim olmaksızın, yalnız kendi kendinize makul bulduğunuz bir zaruret veya bir sebep için yerden yere sürüklemek zahmetine katlandınız?

Açıklama
Seniha’nın büyükbabasının kendisi ile Faik Bey’i evlendirmek için Kasım Paşa ile konuşmasının ardından söylediği bu sözler, iki açıdan önem taşır. Birincisi, Seniha’nın bağımsızlığına ne kadar önem verdiğini, kendi kararlarını kendi verme isteğini ve kendi haberi olmadan kendisi hakkında bir konunun konuşulmasına ne kadar sinirlendiğini gösterir.

İkincisi, bu sözler söylenene kadar, yaşlı olmasına karşın sağlıklı, yürüyebilen, sokağa çıkabilen bir adam olan Naim Efendi’nin, üzüntüden sürekli hıçkıran, odasından çıkamayan, hasta bir adam haline gelme süreci başlar.
 
Alıntı #6 - 7, Sayfa 132 - 133: 
Zira, orada kalmış olsaydım, muhakkak intihar edecektim; son zamanlarda kalbimi ne kesif bir kasvet istila etti, beynime ne vahim, ne korkunç bir fikir saplandı bilemezsiniz.
(…)
Ömründe şehir içinde bile yalnız dolaşmamış bu adam için bir genç kızın tek başına Avrupa seyahatine çıkışı akıl durdurucu bir şeydi.


Açıklama
Seniha’nın yolladığı telgrafta yazılan ilk cümle ile Naim Efendi’nin düşüncelerinin zıtlığı, romandaki kuşaklar arasındaki farkı en net olarak ortaya koyan cümlelerden ikisi olarak okunabileceği gibi, Yakup Kadri'nin her iki bakış açısını da eşit derecede değerlendirme çabasını da gösterir.
 
Alıntı #8, Sayfa 166: 
“Üstüme iyilik sağlık, bir mevta, kefeni içinde dimdik ayakta duruyor.”
“Ayol, ne diyorsun, mevta değil, tıpkı mezardan çıkmış bir kadit...”
“Evet, sanki bir kadite beyaz bir entari giydirmişler.”
“Lakin, ben gördüm, kımıldıyordu; kımıldıyordu, vallahi kımıldıyordu.”


Açıklama
Romanın sonlarına doğru, Kiralık Konak’a bakmaya gelen müşterilerin, odasındaki Naim Efendi’yi gördükten sonra söyledikleri bu sözler, yaşlı adamın son günlerinde nasıl bir durumda olduğunu ortaya koyar.
 
 
Alıntı #9, Sayfa 175: 
Hakkı Celis, bu müthiş fikir ve bu korkunç şüphe ile bir hafta sonra Çanakkale’ye sevk edileceğini düşündü. Evet, bu genç adam, istemeyerek, bilmeyerek, Naim Efendi hıçkırıklarında devam etsin ve Seniha Almanyalı, Avusturyalı zabitlerle rahat rahat çay ziyafetleri verebilsin diye, bir hafta sonra, hayatına doymadan ölüme gidecekti! (…) “Hayır! Hayır! Millet denilen şey Naim Efendi gibi müstehaselerle (fosillerle), Senihalar ve Faik Bey gibi sefil iştahlı insanlardan mürekkep bir varlık değildi. Bunlar milletin çürüyen ve dökülen tarafıydı. Ve havaya kalkan sekiz yüz bin kılıç, işte, bu kangren olmuş uzvu kesip atmak içindi.