Kiralık Konak Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Kiralık Konak’ın odak noktasında, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında, toplum içinde yaşanan kültür çatışması yer alır.
 
Osmanlı Devleti, tarihinin ilk dönemlerinden itibaren Avrupa ile etkileşim halinde olsa da, özellikle 18. Yüzyıldan itibaren askeri ve ekonomik olarak Avrupa’nın güçlü devletlerinin gerisinde kalmaya başlar.
 
Avrupa devletlerine karşı kaybedilen savaşlardan sonra, Osmanlı Devleti’nin ayakta kalabilmek için belli başlı değişiklikler yapması gerektiği düşüncesi devlet içinde yaygın hale gelir. Geleneklere fazlasıyla bağlı olan kesimin itirazlarına rağmen, III. Selim, II. Mahmud ve I. Abdülmecit gibi padişahların saltanatları sırasında, güçlü Batı ülkelerinin çeşitli özelliklerini Osmanlı’ya getirmeye yönelik çeşitli hareketler başlar. “Batılılaşma” kavramı, çok kabaca, bu süreci tanımlamak için kullanılan bir terim olarak açıklanabilir.

 
III. Selim’in Avrupa’daki orduları örnek alarak, Nizam-ı Cedid adlı yeni bir ordu kurması; II. Mahmud’un yeniliklere en çok karşı çıkan kurumlardan biri olan Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırması ve gerçek anlamda Batılı bir ordu yaratması (Asakir-i Mansure-i Muhammediye) ve I. Abdülmecid döneminde Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesi, bu süreci başlatan somut adımlardan bazıları olarak sıralanabilir.

Sadece tarihi bir anlatım, zaman zaman “batılılaşma” meselesinin yalnızca orduyla, askerlerle ve devlet işleriyle ilgili bir mesele olduğu düşüncesini yaratabilir. Ancak bu değişimler aynı zamanda Osmanlı toplumu içinde yeni bir kültürün de yaygınlaşmasına sebep olur. Çünkü, batıdaki modellere göre yeniden düzenlenen ordu ve devlet içinde görev alabilecek kişilerin bu modeller içinde çalışabilecek şekilde yetiştirilmesi gerekmektedir.  
 
Bu sayede, Osmanlı Devleti içinde batılı tarzda okullarda eğitim gören, Avrupa’da okuyan, çok iyi Fransızca konuşan ve bu özellikleri toplumun geneline uyarlamaya çalışan insanlar yetişmiş olur. Politik görüşleri de genellikle daha demokratik olan bu kesim ile, geleneksel yapıları korumaya çalışan, Avrupa’nın topluma etkisini minimum düzeyde tutmaya çalışan kesim arasında, ciddi bir kültürel çatışma başlar.

 

Batılılaşma ve Doğu - Batı kavramlarını kullanma yöntemimizi daha iyi anlamak için ilgili yazımızı okuyabilirsiniz. 

 
Yakup Kadri’nin romanındaki “konak”, bu açıdan küçük bir Osmanlı Devleti gibidir. II. Abdülhamit döneminin önemli devlet adamlarından Naim Efendi, batı kültürüne aşinadır, fakat bu kültüre benzemek uğruna geleneklerin bozulmasını kabullenmekte zorlanır.
 
Neredeyse tamamen batılı insanlar olan Servet Efendi ve çocukları Cemil ile Seniha ise, konaktaki hayatı eleştiren, değiştirmeye çalışan ve kendi kültürel değerlerini Naim Efendi’nin geleneksel bakış açısına karşı korumaya çalışan karakterler olarak anlatılır.
 
Romanın II. Meşrutiyet’ten hemen sonra geçmesi de bu açıdan önemlidir, çünkü Abdülhamit’in baskıcı politikalarının ardından Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle ülke genelindeki hava da daha modern, daha batılı bir hale gelmeye başlamıştır. Bu açıdan, Naim Efendi’nin temsil ettiği görüş git gide demode kalmakta ve Naim Efendi de zamanların değiştiğini, artık kendisi gibi düşünmenin çok da makul olmadığını kabul etmektedir.
 
Yakup Kadri roman boyunca Osmanlı Devleti’nin bu dönemde yaşadığı diğer önemli olaylara da yer verir. Trablusgarp Savaşı’nın kaybedilmesi, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı’nın başlaması gibi konular, romanın gidişatı üzerinde etki sahibi olur. Ana karakterlerden Hakkı Celis, I. Dünya Savaşı’nın başlaması sebebiyle ilan edilen seferberlikte orduya alınır ve Çanakkale’de şehit olur.
 
Ancak Yakup Kadri, bu konuları romanın ana konuları haline getirmez. Osmanlı toplumunun tamamını etkileyen önemli konular oldukları için, bir ölçüde etki sahibi olmaları kaçınılmazdır, fakat sonuç olarak hikaye konaktaki hayatla ve karakterlerin kişisel sorunları ile sınırlanır.
 
Sonuç olarak bir batı icadı olan “roman” türünde eserler veren bir edebiyatçı olarak, Yakup Kadri’nin Osmanlı Devleti’nin “Batılılaşmış” kişileri arasında yer aldığı söylenebilir. Fakat roman boyunca Yakup Kadri, her iki tarafın da görüşlerini eşit olarak anlatmaktan, batılılaşmanın kötü yanlarını göstermekten çekinmez.
 
Bu açıdan, “Kiralık Konak” romanının Tanzimat Edebiyatı sırasında yazılan bazı romanlarla çeşitli benzerlikler taşıdığını görmek mümkündür. Sekine Hanım ve Servet Bey’in oğlu Cemil ve arkadaşı Faik Bey, Tanzimat romanlarının en yaygın temalarından “yanlış batılılaşma” portresini neredeyse birebir sunan karakterlerdir. Öte yandan Hakkı Celis, özellikle romanın ilk bölümlerinde, kendi değerlerini kaybetmeden Batılılaşan bir karakter olarak dikkat çeker.
 
Fakat, roman tekniği açısından, Kiralık Konak Tanzimat Edebiyatı döneminde yazılmış eserlere göre daha derin ve daha güçlü bir yapıya sahiptir. Yakup Kadri’nin dahil olduğu Milli Edebiyat akımının doğasına uygun şekilde, metnin Türkçesi oldukça sade, Arapça ve Farsça tanımlardan büyük ölçüde arınmış haldedir. Bu durum, Kiralık Konak’ın orijinal halinin ufak açıklamalarla bugün bile rahatlıkla okunabilmesini sağlar.