Mahur Beste Ahmet Hamdi Tanpınar


Romanın ilk sayfalarında, babası İsmail Molla Bey oğlu Behçet Bey’i tavan arasındaki kitap ciltleme atölyesinde “yakalar.”[1] İsmail Molla Bey’in oğlunun kendine göre “boş işlerle” uğraşmasını istemediği doğru olsa da, Tanpınar’ın anlatısında bu durumu olduğundan çok daha ciddiymiş gibi gösteren bazı cümleler yer alır.
 
İsmail Molla Bey’in oğlunu bu halde görmesi, “hayatının belki en büyük hüznü” olarak tanımlanır.[2] Molla, “hiç de kendisinin umduğu gibi olmayan” bu çalışmayı gördükten sonra da oğluna karşı bir sevgi hissetmez,[3] ama Behçet ile kendisinin asla birbirlerini anlayamayacaklarını, asla birbirleri gibi olamayacaklarını anlamış olur.
 
Bu cümleler, tavan arasında yalnızca kitap ciltlendiği için söylenmesi biraz “ağır” cümleler değil midir? Kullanılan anlatı üslubundan yola çıkılarak oluşturulan bir alternatif okuma, Tanpınar’ın burada kelimesi kelimesine ifade etmese de, Behçet Bey’in babasına kadın kıyafetleri içinde yakalandığını ima ettiği yönündedir.
 
Bu yorumu desteklediği öne sürülebilecek birkaç bilgi, hem bu sahnede, hem de romanın farklı bölümlerinde yer alır.
 
Behçet Bey’i tavan arasında bulan İsmail Molla Bey, oğlunu evin harem kısmında aramaktadır.[4] Dolayısıyla Behçet Bey’in içinde çalıştığı yer, evin herhangi bir bölümü değil, muhtemelen Behçet Bey’in annesi ve dadısının kullanılmayan eşyasıyla bulunduğu yer, harem kısmının çatı odasıdır.
 
Babasının, kadın eşyası ile dolu bir tavan arasında, onu kitap ciltlerken bulduğu için böyle bir tepki vermesi, bunu “hayatının en hüzünlü günü” olarak değerlendirmesi, burada doğrudan dile getirilenin ötesinde bir durum olduğu izlenimini yaratır.
 
Romanın farklı bölümlerinde de, bu yorumu güçlendirebilecek cümleler bulunabilir. Behçet Bey’in yaşlılığında başlayan roman, henüz ilk cümlede karısı Atiye Hanım’ın bundan otuz beş sene önce öldüğünü ifade eder.[5] Ancak birkaç sayfa sonra, “yatağın karşısındaki gardropta (sic) ve onun dayalı durduğu duvarda, karısının elbiselerinin durduğu” yazılır.[6]
 

Onun ölümünden tam otuz beş yıl sonra, bu elbiselerin hala atılmamış olması; atılmamış olmak bir yana, hala yatağın karşısında, gözle görülebilir bir yerde bulunuyor olması, oldukça tuhaf bir durumdur. Elbette bu durum, yalnızca romanın bize doğrudan söylediklerinden hareketle, Behçet Bey’in eşyaya karşı tutumunun bir uzantısı olarak da değerlendirilebilir.
 
En az bunun kadar önemli bir başka “somut” bilgi de, Atiye ile evliliğin ilk gecesinde sunulur. Behçet Bey, yeni karısı Atiye’ye kıyafetlerini çıkarırken yardım etmek ister. Bu isteği, şu cümleler takip eder:
 
“Çocukluğundan beri en sevdiği şeylerden biri de annesine ve ablasına soyundukları sırada yardım etmekti. Eli kadın eşyasına çok alışkındı. Tülleri üzmeden, pembe atlasları büzüp buruşturmadan, kadifelerin ağır işlemelerini tırnaklarıyla bozmadan ceketleri iliklemesini, çözmesini bilirdi. Onlarla uğraşmaktan acayip bir haz duyardı.”[7]
 
Eğer bu “alternatif okuma” doğru kabul edilecekse, bu alıntıdaki cümleler pek çok açıdan kayda değerdir. Behçet Bey’in çocukluğundan beri annesine ve ablasına soyundukları sırada yardım ediyor olduğu gerçeği, İsmail Molla Bey’in kendisini yakaladığı sırada annesi ve dadısının mahcup olmasını, onların da kendisiyle “suç ortağı” konumunuzda olmasını destekler.
 
Daha da önemlisi, Behçet Bey’in elinin kadın eşyasına, bütün bu detaylara hakim olacak şekilde alışık olması, bunlarla düzenli olarak uğraştığını gösterir. Ve son cümledeki “acayip bir haz duymak” ifadesi de, babasına yakalandığı andaki durumunu bu iddia ile açıklanabilecek bir hale getirir.
 
Ahmet Hamdi Tanpınar,  romanında böyle bir bilgiyi somut şekilde ifade etmez. Ancak kadın kıyafetleriyle uğraşmaktan “acayip bir haz duyan”, eli kadın eşyasının en hassas kısımlarına bile zarar vermeden onları kullanmaya alışık olan, karısının ölümünden otuz beş sene sonra bile kıyafetlerini yatak odasının merkezinde tutan Behçet Bey’in, babasına hayatının en hüzünlü gününü yaşatan özelliğinin, gerçekten “kitap ciltlemek” olup olmadığı tartışılabilir.

Romanın yapısı ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın genel olarak ilgilendiği konular düşünüldüğünde, Behçet Bey'in babasına kadın kıyafetleriyle yakalanmış olması ilk anda çok "alakasız" bir konu olarak görülebilir. Bu alternatif okumayı destekleyebilecek bilgilerden bir tanesi de, Mahur Beste ile başlayan serinin son halkası olarak değerlendirilen Sahnenin Dışındakiler romanıdır. 

Sahnenin Dışındakiler'de önemli bir karakter olarak karşımıza çıkan, kitap boyunca zekası ve fikirleriyle anılan Muhlis, romanın sonunda farklı bir ilgisi ile gündeme gelir. Kitabın ana karakteri Cemal, Muhlis'in kaldığı odaya girdiğinde, odanın kadınlardan çalınan eşya ile dolu olduğunu görür. Behçet Bey'in durumunun aksine, Muhlis Bey'in yaptığı okuyucuya doğrudan, üstü kapatılmadan sunulur. 

Tanpınar'ın bu romanında böyle bir konuya açık şekilde değinmesi, Mahur Beste konusundaki bu alternatif okumayı da destekleyebilir. 

Bu konuda kısa bir sohbet için, yukarıdaki tartışmaya göz atabilirsiniz.
 
[1] s. 29
[2] s. 28
[3] s. 29 - 30
[4] s. 29
[5] s. 7
[6] s. 13
[7] s. 56