Mahur Beste Ahmet Hamdi Tanpınar

Tarihi Arka Plan
Nehir Roman
Kelime: Eşya


Aynı zamanda Çırağan Olayı olarak da bilinen Suavi Olayı, Çırağan Sarayı'nda yaşaanmıştır. 

Farklı karakterlerin hayatlarından, farklı dönemleri konu alan Mahur Beste, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında geçer. Romanın geçtiği zaman ile ilgili daha detaylı bilgiler, Analiz başlığının altında sunuluyor olsa da, romanı anlamak için bilmenin faydalı olabileceği iki tarihi bilgi eserdeki bazı göndermeleri anlamayı mümkün kılabilir.

Karaçelebizade Abdülaziz Efendi

 
Karaçelebizade Abdülaziz Efendi, 1591 – 1658 yılları arasında yaşamış bir din adamıdır. 1651 yılında şeyhülislamlık da yapan Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’nin hayatıyla ilgili bu roman için önemli olan bilgiler iki maddede özetlenebilir.
 
Karaçelebizade, yaşadığı dönemin önemli din adamlarındandır. Din, tarih ve edebiyat alanlarında pek çok eser üretmiş Karaçelebizade, döneminin önemli alimlerinden birisi olarak görülür.
 
Ancak, Karaçelebizade ile ilgili hatırlanan en önemli olaylardan bir tanesi, onun 1648 yılında I. İbrahim’in tahttan indirilmesinde oynadığı roldür. Günümüzde “Deli İbrahim” olarak da hatırlanan bu padişaha karşı ulema ve yeniçerilerin ayaklanmasında katkısı olan Karaçelebizade, bir padişahın tahtından edilip öldürülmesi konusunda etkili olmuştur.
 
Aşağıdaki bölüm, bu bilginin romanı anlamak için neden gerekli olduğunu açıklıyor. Eğer romanı okuma zevkinizi kaçırabilecek bir bilgi almak istemiyorsanız, Karaçelebizade ile ilgili yukarıda verdiğimiz bilgiler yeterli olacaktır. Romanı okuduysanız veya hazırlıklı olmak istiyorsanız, aşağıdaki bölümü de okuyabilirsiniz.
 
Behçet Bey’in babası İsmail Molla Bey, gençlik yıllarında II. Abdülhamid’e oldukça yakın bir din adamıdır. Padişah, onun sohbetinden hoşlanır ve onu sık sık saraya davet eder. Bu nedenle, onun kısa sürede saray içinde çok önemli bir konuma getirileceği tahmin edilmektedir.
 
Bütün bunlar, İsmail Molla Bey’in arkadaşı ve daha sonra dünürü olacak Ata Molla Bey’in saraya çağrıldığı bir günde değişir. Abdülhamid’in, İsmail Molla hakkında sorduğu, “Eslaftan kime benzetirsiniz?” sorusuna, Ata Molla Bey “Karaçelebizade Abdülaziz Efendi” cevabını verir.
 
Bu cevaptan sonra, İsmail Molla Bey bir daha saraydan çağırılmaz. Zira bir kişiyi Karaçelebizade’ye benzetmek, onu bir din adamı, bir bilgin olarak övmek anlamına gelse de, bir padişaha böyle bir şey söylemek yalnızca bir övgü olarak görülemez: İşin içinde gizliden gizliye olsa da, “Dikkat et, bu adam seni tahtından edebilir, geçmişte bir padişahı tahttan indiren bir adama benzer!” iması yer alır. 

Suavi Olayı

 
Günümüzde daha çok Çırağan Baskını veya Çırağan Olayı olarak hatırlanan bu tarihi olay, 1878 yılında gerçekleşmiştir.
 
1876 yılında akli dengesi bozuk olduğu için tahttan indirilen V. Murad’ın yerine, II. Abdülhamid tahta çıkar. Tahta Meşrutiyet getireceği ve Kanun-i Esasi isimli anayasaya göre hareket edeceği sözüyle çıkan II. Abdülhamid, Rusya ile çıkan savaş sonrasında anayasa ve meclisi feshetmiş, mutlakiyetçi bir yaklaşımla tüm gücü kendi elinde toplamıştır.
 
1878 yılında, bir yazar ve bürokrat olan Ali Suavi, II. Abdülhamid’e karşı bir ihtilal düzenlemeye çalışır. Bunun için de, 1876 yılında tahttan indirildikten sonra Çırağan Sarayı’nda hapis hayatı yaşayan V. Murad’ı kurtarmayı, onu yeniden padişah yapmayı hedeflemektedir.
 
Ancak bu girişim başarısız olur. Ali Suavi ve kendisiyle birlikte hareket edenlerin büyük çoğunluğu öldürülür. Romanda “Suavi Olayı” olarak aktarılan olay da, Ali Suavi’nin girişimleriyle düzenlenen bu ihtilal girişimidir.

Aşağıdaki bölüm, bu bilginin romanı anlamak için neden gerekli olduğunu açıklıyor. Eğer romanı okuma zevkinizi kaçırabilecek bir bilgi almak istemiyorsanız, Suavi Olayı ile ilgili yukarıda verdiğimiz bilgiler yeterli olacaktır. Romanı okuduysanız veya hazırlıklı olmak istiyorsanız, aşağıdaki bölümü de okuyabilirsiniz.
 
Romanın ortalarında, İsmail Molla Bey’in evine Sabri Hoca isimli bir adam gelmeye başlar. Dönemin pek çok önemli olayında rol oynayan, ama bir şekilde başı derde girmeden kurtulan Sabri Hoca, “Suavi Olayı”na da karışmıştır.
 
Romanı Suavi Olayı’nın ne olduğunu bilmeden okumak, bu göndermenin önemini kaçırmaya sebep olabilir. Sabri Hoca, doğrudan II. Abdülhamid’i tahttan indirmeye çalışan bir eylemin içinde yer almış, son anda yakalanmadan kurtulmayı başarmıştır. 
 
 

Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın daha sonra kaleme aldığı Sahnenin Dışındakiler ve Huzur eserleri ile birlikte bir “nehir roman” oluşturur. Bu durum, günümüzde daha sık kullanılan bir ifadeyle basitleştirilip, bu üç kitabın kendi içlerinde bir “seri” oluşturması ile de açıklanabilir.
 
Ancak “nehir romanlar”, kitap serilerinin aksine aynı karakterleri, aynı olayları konu almaz, birbirlerine biraz daha gevşek şekilde bağlıdır. Bu kavram hakkında daha detaylı açıklamalar için, ilgili yazımıza göz atabilirsiniz:
 
Nehir Roman 
 

Analiz bölümümüz altındaki ilgili sekmeden daha detaylı da okuyabileceğiniz gibi, romanda "eşya" kavramı önemli bir yer tutar. Ana karakter Behçet Bey'in etrafındaki nesnelere karşı tuhaf ilgisi, romanın başlıca temalarından bir tanesidir. 

Ancak romanda bu kelime ile ilgili, özellikle günümüz okuyucularına "tuhaf" gelebilecek bir kullanım vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, bu kelimeyi onlarca defa kullanmasına rağmen, hiçbir zaman çoğul ekiyle birlikte kullanmaz. Pek çok noktada bu kelimenin çoğul haliyle kullanılması daha doğru olacakmış gibi gözükse de, yazar hiçbir zaman "eşyalar" yazmaz, her zaman "eşya" kelimesini kullanır. 

Sırasıyla 14. ve 112. sayfalardan gelen örnekler, bununla ilgili biraz daha fikir verebilir:

(...) Mısır hükümdarlarının bütün zengin­liklerini topladıkları mezarlarında ölüm uykularını uyumala­rı gibi, o da bu sevdiği eşya arasında, hangi zamanı saydık­ları bilinmeyen bir yığın saat tıkırtısı içinde uyuyordu.
 

Eşyamız da böy­ledir. Yukarları gezdiğinde göreceksin. Oda, sofa apteshane aralığı, dolaplar tıklım tıklım işe yaramaz eşya ile doludur.

Günümüzde bu alıntıları okuyan bir okur, bu iki örnekte "eşyalar" kelimesini kullanmanın daha doğru olacağını düşünebilir. 

Oysa Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bu kullanımı, "eşya" kelimesini "asıl" anlamıyla kullanıyor olmasından kaynaklanır.

Günümüzde tekil olarak "nesne, obje" gibi bir anlam kazanmış olan "eşya" kelimesi, Arapça kökenli bir kelimedir ve kelime yapısı olarak "şey"in çoğulunu ifade eder. Bir başka deyişle, eşya kelime anlamı olarak zaten "şeyler" demektir - bir daha "çoğul eki" almasına gerek olmadığı gibi, böyle bir eki alması da büyük ölçüde ("şeylerler" gibi bir şey ifade ettiğinden) anlamsızdır. 

Şey - eşya arasındaki tekillik - çoğulluk ilişkisi, günümüzde kullanılan pek çok diğer kelimede de görülebilir: 

  • Şey - Eşya
  • Fikir - Efkar
  • Sınıf - Esnaf
  • Misal - Emsal
  • Şekil - Eşkal
  • Mülk - Emlak
  • Varak - Evrak
  • Veled - Evlad

Kelimelerin birbirleriyle benzerliğinden de rahatlıkla anlaşılacağı gibi, bu sıralamalardaki ikinci kelimeler, orijinal anlamlarıyla, ilk kelimelerin çoğulunu ifade eder. Tıpkı "eşya" kelimesi gibi, bunların pek çoğu günümüzde tamamen farklı anlamlarla kullanılsa da, asıl anlamları bu şekildedir. 

Dilin henüz bu "eski" bilgileri "unutmadığı" dönemde yazan Tanpınar'ın, eşya kelimesini sık sık kullanmasına rağmen, asla çoğu ekiyle kullanmaması, ona göre bunun bir dilbilgisi hatası olmasından kaynaklanır. 

Her ne kadar günümüzde eşya kelimesinin "şey"in çoğulu olduğunu ve hiçbir zaman çoğul ekiyle kullanılmaması gerektiğini savunanlar olsa da, bu kelimenin kazandığı anlamını bu noktadan sonra kaybetmesi pek mümkün gözükmemektedir. Ancak Tanpınar'ı ve kendisiyle aynı dönemde veya daha öncesinde yazan pek çok yazarı okurken, bu bilgi önemli bir arka plan sağlayabilir.