Puslu Kıtalar Atlası İhsan Oktay Anar

Alıntı #1, Sayfa 21: 
Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl, böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?

Açıklama
Arap İhsan’ın Uzun İhsan Efendi’ye söyledikleri, onun dünyayı evinden anlama çabası ile dalga geçer. 
 
Alıntı #2, Sayfa 35: 
Fakat meyhanede okuma yazması olanlardan hiç kimse bu kağıda ne kadar baktıysa da bir şey anlamayı başaramadı. Elden ele dolaşan kağıt üç gün sonra mutfakta bulunacak ve bir dua olduğu sanılıp duvara asılacaktı. Bu duvarda yarım asır bekleyerek sararıp solduktan sora, Kefeli’nin İspanya’ya hicret eden torunu tarafından yadigar olarak alınıp bir kitabın arasına konacaktı. Heyecanlı bir şövalye romanı olan bu eser, Sevilla’da, topraklarını kaybetmiş bir derebeyinin kütüphanesinde okunmadan on yıllarca bekleyecek, bir mirasyedi tarafından getirildiği İngiliz ilindeki bir mezatta otuz üç sömürge altınına müşteri bulacaktı (…)

Açıklama
Romanın ilk bölümünü noktalayan bu uzunca anlatı, İhsan Oktay Anar’ın mizahi anlatımına iyi bir örnek verdiği gibi, yazarın hikayeyi farklı yönlere çektiği noktalara da örnek teşkil eder.
 
Alıntı #3, Sayfa 47:  
“Sen gerçekten benim babam mısın? Peki annem kim? Sen kimsin? Ben kimim? Bu evin geçimi nasıl sağlanıyor? Pazara giderken bana verdiğin akçeleri nereden buluyorsun? Günlerce yemeden içmeden nasıl yaşıyorsun? Kimsin sen?"

Açıklama
Romanın başında Bünyamin’in babasına sormak istediği sorular olarak ifade edilen bu cümleler, İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nda ele aldığı konuların pek çoğunu özetler niteliktedir. Bu soruların cevabı romanın sonunda verilir ve bunların cevabını bulmak isteyen Bünyamin’in babasının uyku şurubundan içip öldü sanılacak kadar uzun süre uyuması, hikayedeki olaylar zincirini de başlatan olaydır.
 
Alıntı #4, Sayfa 51: 
Yeşil uyku şurubunu avludaki ceviz ağacının dibine dökmeyi ihmal etmedi. Ertesi yıl mahalledekiler, bu ağacın cevizlerinden yiyen çocukların haşaratlıktan vazgeçerek gece yarısı uyanıp zırlamadıklarını keşfedeceklerdi. Sonradan ünü bütün Konstantiniye’ye yayılacak olan bu ağaç, yiğit bir nesil yerine uykucu bir neslin yetişmesine sebep olacağı korkusuyla padişah fermanıyla kesilecekti.
 
Alıntı #5, Sayfa 236: 
Paranın geldiği yeri, inanmayacağını bile bile sana söylüyorum: Cebimde yüz akçe olması için, zihnimde yüz akçe düşünmem yetiyordu.

Açıklama
Bünyamin’in romanın sonunda, Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken gördüğü bu satırlar, romanın başından beri devam etmekte olan sırrı net olarak çözer. Bu ve sonraki alıntılar, romandaki kurgunun "gerçek doğasını" da okuyucuya sunmuş olur. 
 
Alıntı #6, Sayfa 236: 
Zihnimde bir düş olan sevgili oğlum, işte böylece zavallı babanın yaşayamadıklarını yaşadın ve dokunamadıklarına dokundun. 
 
Alıntı #7, Sayfa 13: 
Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hala çözebilmiş değilim. Rendekar düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? Galata’da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir’de oturan mahzun ve şaşkın adam mı? Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Varolduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.