Romantik - Bir Viyana Yazı Adalet Ağaoğlu

Anlatıcı / Yazar
Kamil Kaya
Yunus
Asaf
Bu bölümde ele aldığımız karakterlerden anlayabileceğiniz gibi, romanda detaylı olarak işlenen karakterlerin sayısı fazladır. Ancak bunların hiçbirisi, Kamil Kaya kadar ön plana çıkmaz.
 
Romanın merkezindeki karakter, kitabın büyük bölümünde karşımıza çıkan Kamil Kaya olsa da özellikle ilk ve son bölümlerde hikayenin bize ulaşmasına vesile olan Anlatıcı / Yazar olur.
 
Normal şartlarda, edebiyatta “anlatıcı” ve “yazar” ifadeleri farklı anlamlar taşır. Yazar, romanı yazan "gerçek" insanı, “anlatıcı” ise yazarın romanı okuyucuya ulaştırmak için kullandığı sesi ifade eder.
 
Ancak Adalet Ağaoğlu’nun klasik yapıları sorguladığı bu romanda, hikayeyi bize ulaştıran kişiyi “Yazar / Anlatıcı” olarak tanımlamak aslında en doğrusu olabilir. Zira bu karakter, hem romanın anlatıcısı, yani okura ulaşmasını sağlayan kişi, hem de bir yazardır.[1]
 
Romanın başında yeğenleriyle birlikte Londra’da, Hyde Park’ta gördüğümüz anlatıcı, daha sonra eserleri üzerinde çalışan bir yazar olarak karşımıza Viyana’da çıkar. Bratislava’da düzenlenen bir imza gününden sonra, direnemediği bir çekimle Viyana’ya giden anlatıcı, burada Asaf ile karşılaşır ve bu karşılaşma Kamil Kaya’nın romanın merkezine yerleştirilme sürecini başlatır. 
 
Viyana’ya karşı duyduğu büyük tutku – ve buraya adeta büyülenerek gelmesi – anlatıcı ile Kamil Kaya arasındaki “tuhaf” ilişkinin de ilk kanıtı olarak gösterilebilir. Her iki karakterin de derinden hissettiği bu duygunun yanına, romanda Kamil Kaya ile ilk karşılaşmamızı oluşturan “Tarih Dersleri”nin 
 
O da ne? Nereden çıktı lise tarih dersleri(m) şimdi?[2]
 
gibi bir ifade ile sunulması eklenir. Roman boyunca, Kamil Kaya ile Anlatıcı arasında ilginç bir özdeşlik gözükür. Bu iki karakter, birbirini tamamlayan, birbirini yansıtan, hatta bazı anlarda, doğrudan birbiriyle aynı kişiymiş gibi gözüken kişilere dönüşür.
 
Bunun en somut örneği, elbette, romanın sonunda yaşanan olaylardır. Eser boyunca kruvaze ceketi ile tanımlanan Kamil Kaya, Doktor Asaf’ın evinde bir süre kaldıktan sonra kaybolmuştur. Bunu araştırması için Asaf’a yardımcı olan anlatıcı da, romanın sonunda tıpkı tarih öğretmeni gibi kaybolur. Ancak Asaf’a, araştırmasında tüm elde ettiklerini içeren bir zarf sunar ve zarfı teslim eden garson, bunun kruvaze ceketli “yazar dostu” tarafından getirildiğini ifade eder. Kitap boyunca "kruvaze ceket" ile özdeşleşen kişi Kamil Kaya iken, bir anda bu özellik anlatıcıya yüklenmiş, Doktor Asaf'ın "yazar dostu" karşımıza tarih öğretmeninin kılığında çıkmıştır. [3]
 
Romantik – Bir Viyana Yazı ile ilgili Yazının ve Tarihin Bilinci isimli bir araştırma kitabı yayımlayan Semih Gümüş, bu iki karakter arasındaki benzerliğe bir başka örnek olarak, aşağıdaki cümleyi gösterir:
 
Tabii bir kolumun altında Tarih Dersleri defterim, öteki kolumun altında Edebiyat Notları dosyasıyla.[4]
 
Anlatıcı, Doktor Asaf ile birlikte onun evine gidip Kamil Kaya’nın arkasında bıraktığı eşyaları inceledikten sonra evi böyle terk eder. İlginç bir şekilde, edebiyatla ilgilenen yazar, kendi notları olan “Tarih Dersleri”nin yanına, tarih öğretmeni Kamil Kaya’nın “edebiyat notları”nı eklemiştir.
 
Bu durum, iki karakterin birbirlerini tamamlayan ögeler olmasına, Kamil Kaya’nın romanda sık sık anlatıcının peşinde olduğu bir hayal olarak betimlenmesine bir başka örnek olarak gösterilebilir.
 
Kamil Kaya ve romanın yazarı aynı kişi midir? Pek mümkün gözükmeyen bu durum geçerli değilse, bunların arasındaki ilişki nedir? Aralarındaki bunca benzerliği, anlatıcının son sahnede kruvaze ceketle karşımıza çıkışı nasıl açıklanabilir? Bu iki karakterden herhangi birinin gerçek olmama ihtimali nedir?
 
Bütün bunlar, Adalet Ağaoğlu’nun yarattığı kurmaca dünya içinde, okuyucuya adeta bir oyun olarak sorduğu ve somut bir şekilde cevaplanması pek mümkün olmayan sorular olarak gösterilebilir.
 
[1] s. 18
[2] s. 32
[3] s. 174
[4] s. 102
Bu bölümde ele aldığımız karakterlerden anlayabileceğiniz gibi, romanda detaylı olarak işlenen karakterlerin sayısı fazladır. Ancak bunların hiçbirisi, Kamil Kaya kadar ön plana çıkmaz. 
 
Romanın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde (Tarih Dersleri – Tarih Dersleri 2) karşımıza çıktıktan sonra, anlatıcı ve eski öğrencisi Asaf’ın karşılaşmasıyla Viyana’daki anlatının da merkezine yerleştirilen Kamil Kaya, romanın ana karakteridir.
 
Adalet Ağaoğlu, bu karakteri okuyucuya tanıtmak için ilginç bir karakterizasyon kullanır. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi, romanın üçüncü ve dördüncü bölümleri bir tarih öğretmeni olan Kamil Kaya’nın öğrencilerine anlattığı tarih dersleri üzerinden ilerler. Bu bölümlerde diyaloglar, betimlemeler, klasik bir anlatıcı gibi geleneksel edebiyat ögeleri kullanılmaz, ancak Kamil Kaya’nın anlattığı şeyler ve bunları anlatma şekli, onun nasıl birisi olduğunu rahatlıkla anlamamızı sağlar.
 
Bu ilginç yöntemin Kamil Kaya’yı okuyucuya tanıtmak konusundaki etkisi için, aşağıdaki bölümü de inceleyebilirsiniz. 


 
Adalet Ağaoğlu’nun Kamil Kaya’yı okuyucuya tanıtırken kullandığı  “tarih dersleri anlatısı” romanda karşımıza çıkan deneysel üslubun bir boyutu olarak görülebilir. Yazar, yalnızca Kamil Kaya’yı öğrencilerine hitap ederek konuşturarak, onun kişiliği hakkında kapsamlı bilgiler verir.
 
Bu yapı içinde, Kamil Kaya’nın öğrencilerine hep sevgi dolu, saygılı cümlelerle yaklaşması, tarihi daha iyi öğretebilmek için elinden geleni yapması ve kitap, harita ve malzeme eksikliklerinden yakınması rahatlıkla göze çarpan detaylar olarak gösterilebilir. Ancak, bazı detaylar, Adalet Ağaoğlu’nun ana karakterini bu yöntemle tanıtmadaki başarısını daha iyi ortaya koyabilir.
 
Kamil Kaya, sadece bu iki bölümden hareketle, bazı açılardan eski çağa ait olmasına rağmen, Cumhuriyet değerlerine tamamen inanan, bu değerleri yaşatmak için elinden gelen bir karakter olarak tanımlanabilir.
 
İlk anda, yalnızca anlattığı tarih derslerinden yola çıkarak, onun hem bazı açılardan “eskiye ait” ancak Cumhuriyet idealleri konusunda da hassas bir kişi olduğunu söylemek fazla iddialı bir cümle olarak görülebilir. Ancak Adalet Ağaoğlu, romanda bir motif olarak karşımıza çıkarttığı bir detay sayesinde, okuyucunun bu gerçeği gözden kaçırmamasını sağlar. 
 
Kamil Kaya, roman boyunca belli noktalarda “eski” dile ait kelimeler kullanır. Özellikle “şehir –kent” ikileminde olduğu gibi, artık Türkçe olarak kullanılması beklenen kelimeler yerine, Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kullanması, ona “doğal” gelen konuşma dilinin bu olduğunu hissettirir. Ancak Kamil Kaya, istemsiz bir şekilde Arapça ve Farsça kelimelere kaydığı noktalarda, bir anda duraksar ve kendini düzeltir. Bunun iyi örnekleri 39. ve 51. sayfada görülebilir:
 
Sizler şapka devriminin ilân edildiği bir şehrin, pardon kentin, bir kentin lisesinde okumaktasınız.
 
Ortaçağ keşişlerinin öyle bir avuç buğdayla nefis körletebilmeleri (sic) ya da okunmuş bir lokma ekmek, bir yudum şarapla ömrü nasıl geçirebildikleri en büyük meselem, pardon sorunum olup çıkıyor.
 
Bu “hatayı” yaptığı noktalarda durup kendini düzeltmesi, Kamil Kaya’nın yeni ideolojiyi ve değişikliklerini benimsediğini, bunları kendi doğal konuşma tarzına rağmen günlük hayatında yansıtmaya çalıştığını gösterir.
 
Elbette, eski kelimeler ile yeni kelimeler arasında gidip gelmesi, onun karakterinin çok ufak bir boyutunu oluşturur. Ancak sadece konuşma tarzını ve konuşurken kullandığı kelimelere verdiği bu tepkileri kullanarak, Kamil Kaya’nın bu özelliğini ortaya koyması, Adalet Ağaoğlu’nun bu farklı karakterizasyon tekniğini nasıl başarıyla kullandığını, yalnızca ufak detayları göstererek okuyucunun Kamil Kaya hakkında nasıl sonuçlara ulaşmasını sağladığını göstermek açısından faydalı olabilir.
 
Tarihi yalnızca kitaplarda olduğu gibi değil, canlı bir şey gibi düşünerek, o dönemin hayatının bütün detaylarını hem kendi kafasında, hem de öğrencilerinin zihninde canlandırmaya çalışarak anlatan Kamil Kaya, öğrencilerinden “Hayalci Hoca” lakabını alır. Hiç evlenmemesi, kendi ev işlerini kendisi yapması ve bu işlerin elinden gelmesi, ona bir de “Hanım” lakabını kazandırır.
 
Yirmi beş yaşında başladığı tarih öğretmenliğini altmışlı yaşlarına kadar sürdüren[1] Kamil Kaya, eğitim hayatı boyunca öğrencilerinin tarihi gerçekten anlayarak sevmesini sağlamaya çalışır. Sık sık malzemelerin eksikliğinden ve kalitesizliğinden şikayet eden idealist öğretmen aynı zamanda resmi ideolojinin tarih kitaplarındaki bilgilerini de zaman zaman sorgular. Analiz bölümü altında Toplumsal Eleştiriler sekmesinden ve Alıntılar bölümünden daha detaylı olarak okuyabileceğiniz gibi, bu onun sık sık sürgüne gönderilmesine, hatta uzun süre tarih öğretmenliği yapmamasına neden olur.[2]


Tarihi öğrencilerine sorgulayarak, yeri geldiğinde ders kitaplarıyla bile çelişerek anlatan Kamil Kaya, Adalet Ağaoğlu'nun ilk romanı Ölmeye Yatmak'ın Dündar Öğretmen karakterinin tam zıttı olarak görülebilir.

 
Öğretmenlik hayatı boyunca Kamil Kaya’nın en büyük hayali, yıllarca ders olarak anlattığı tarihi bölgeleri ziyaret etmek, bu bölgeleri gidip kendi gözüyle görmek olur. Hem vakti, hem de fazla parası olmadığı için yıllarca ertelediği bu hayali emeklilik yıllarında gerçekleştiren tarih öğretmeni, tıpkı anlatıcı gibi büyülü bir şekilde Viyana’ya çekilir.
 
Viyana’da romanın merkezine girdiğinde, Kamil Kaya yalnızca bir tarih öğretmeni olarak değil, bir insan olarak da daha iyi tanıtılır. Bu bölümde utangaç, başkalarına yük olmaktan nefret eden, kendi kendine yetinmeyi seven bir adam olduğunu gördüğümüz emekli tarih öğretmeni, eski öğrencisi Asaf’ın evinde bile ısrarlar sonucunda kalır.[3]
 
Hayatı boyunca “haritasız” anlattığı, hayalinde canlandırdığı, “hayalinde canlandırdıkça daha da ballandıra ballandıra anlattığı” yerleri[4] görme fırsatı ise, Kamil Kaya’nın beklediği gibi gitmez. Daha eski çağların bilgisi ve hayalleriyle anlattığı Viyana’da, modern ve günlük hayatın sıkıntıları bir türlü peşini bırakmadığı için, yaşlı adam belli bir mutsuzluk duyar. Kendini özgür hissettiği belli anların haricinde, ne İtalya’yı ziyaret ettiği tur, ne Clea ve Yunus’la Viyana’da yaşadığı günler onu gerçek anlamda mutlu eder.

Yıllarca hayalini kurduğu yerlede gerçek anlamda mutlu olamaması, Kamil Kaya'nın romanın sonunda "ortadan kaybolmasının" da basit bir açıklaması olarak okunabilir. Viyana'ya geldikten ve Clea'yla tanıştıktan sonra, yıllarca üzerinden çıkartmadığı kruvaze ceketini ve siyah ayakkabılarını, bir şort ve sandaletlerle değiştiren Kamil Kaya, artık kendi kimliğinin arayışındadır. Romanın sonunda, Kamil Kaya'ya tam olarak ne olduğu okuyucuyla paylaşılmaz. 
 
[1] s. 63, s. 73
[2] s. 42, 52- 53
[3] s. 91
[4] s. 152
Bu bölümde ele aldığımız karakterlerden anlayabileceğiniz gibi, romanda detaylı olarak işlenen karakterlerin sayısı fazladır. Ancak bunların hiçbirisi, Kamil Kaya kadar ön plana çıkmaz. 
 
Romanın özellikle ortasından itibaren büyük rol oynayan Yunus, hikayenin “kötü” karakteri olarak tanımlanabilir. Tıpkı Asaf gibi, Kamil Kaya’nın eski öğrencilerinden biri olan Yunus da ilerleyen yıllarda hocasıyla “arkadaşlığını” sürdürür. Hatta, bu iki karakter arasında ilginç bir benzerlik olduğu bile söylenebilir.
 
İstediği kalitede harita ve malzemelere sahip olamaması, Kamil Kaya’nın meslek hayatının en büyük sıkıntılarından bir tanesi olur. Hocasının bu sözlerinden sonra, bir su kabağına dünya küresi çizen Asaf ile, dersteki ilk günlerinde hocası ile tartıştıktan sonra onun gönlünü almak için büyük bir duvar haritası çizen Yunus, bu konuda Kamil Kaya’ya en çok yardım eden iki öğrenci olur.
 
Ancak, hayatı boyunca hocasıyla seviyeli bir dostluk kuran ve ona sürekli yardım etmeye çalışan Asaf ile, roman içinde “bencil, arsız, terbiyesiz ve histerik” olarak tanımlanan Yunus, bunun dışında birbirlerine tamamen zıt figürlerdir.[1]
 
Yunus, romanda aşırı rahat hareketleriyle dikkat çeken, hiçbir şeyi beğenmeyen, “en büyük ilgiyi ve satışı hakkettiğine inanan”, rahatsız edici bir karakter olarak çıkar.[2] Hep başkaları üzerinden geçinen ve bunu yaparken en ufak bir rahatsızlık hissetmeyen[3] Yunus, tedirgin ve çekingen bir adam olan Kamil Kaya’nın Viyana’daki günlerini bir cehenneme çevirir. Ev sahibi Asaf’a karşı doğası gereği hep mahcup olan Kamil Kaya, onun izniyle davet ettiği Yunus’un yanında bulunduğu her dakika ıstırap içinde kalır.
 
Yunus’un bu kötü yaradılışına rağmen, Kamil Kaya’nın onunla ilişkisini sürdürmesi, ilginç bir durum olarak görülebilir. Romanda ima edilen de, bu ikili arasındaki ilişkinin eski bir hoca ile öğrencisi arasındaki arkadaşlığın ötesinde olduğu yönündedir.
 
Hiç evlenmemesi ve elinden ince işler gelmesi nedeniyle öğrencileri tarafından “Hayalci Hanım Hoca” olarak adlandırılan Kamil Kaya gibi, Yunus da uzun saçları ve küpesi nedeniyle “Kız”, ve “Karı” Yunus olarak çağrılır.[4] Viyana’daki günlerinde, Yunus’un en çok bahsettiği kişi pahalı hediyeler aldığı Bülent olur. Aynı zamanda, Yunus’un Viyana’ya geldiği günlerde Clea ile birlikte olan Kamil Kaya, tuhaf bir şekilde, bu ilişkiyi eski öğrencisinden saklamak konusunda büyük çaba gösterir.[5]
 
Romanın anlatıcısı, Kamil Kaya’nın öğrencisi Yunus ile ilişkisini öğrendikten ve sakallarının fazla sert çıkmadığı fikri üzerinde düşündükten sonra, konuyla ilgili şu yorumu yapar:
 
 “(…) Zaten yazdıklarından da dirimsel yapısıyla huyu suyu uyumlu biri olması gerektiği sonucunu çıkarmıştım. Erkek öğrencileriyle iyi dost olabiliyor, ilk yalnızlığında bir kadına değil, onlardan birine gereksinim duyuyor…” [6]
 
Tüm bunlar, Yunus’un bütün olumsuzluklara rağmen Kamil Kaya’nın yanında kalabilmesi ve Kamil Kaya’nın ona karşı hissettiği şiddetli duygularla düşünüldüğünde, ikili arasında bir aşk, nefret ilişkisi olduğu izlenimini uyandırır. Kitabın sonunda Yunus'un akibeti belli olmasa da, "çamaşır ipi", "banyo küveti", "fare zehri", "Tuna nehri" gibi motifler üzerinden sık sık tekrarlanan bir ima, onun Kamil Kaya tarafından öldürülmüş olduğu yönündedir. Bu konuda daha fazla bilgi için, kurgu bölümüne göz atabilirsiniz. 
 
[1] s. 133
[2] s. 132
[3] s. 147
[4] s. 75
[5] s. 132
[6] s. 98
Bu bölümde ele aldığımız karakterlerden anlayabileceğiniz gibi, romanda detaylı olarak işlenen karakterlerin sayısı fazladır. Ancak bunların hiçbirisi, Kamil Kaya kadar ön plana çıkmaz. 

Burada adı geçen diğer karakterlere göre biraz daha arka planda kalan Asaf, romanda her şeyden önce edebi bir unsur olarak kullanılır. Karşımıza önce Kamil Kaya'nın tarih derslerinde bir öğrenci olarak çıkan Asaf, daha sonra Viyana'da romanın anlatıcısının bir okuru olarak çıkar. 

Asaf'ın öğrencilik yılları ile ilgili dikkat çekici bir durum, onun Kamil Kaya'dan iki farklı yerde ders almış olmasıdır. İlk olarak Kütahya'da karşımıza çıkan Asaf, daha sonra tarih öğretmeninin Konya'daki sınıfında da bulunur. Babasının tayini ile açıklanan bu durum, Asaf'ın Kamil Kaya ile okul hayatının ötesine geçen dostluğunun da temellerini atar. 
Yukarıda gördüğünüz unsurları bir araya getiren karakter olması, Asaf'ın romanın merkezindeki kurguyu oluşturması anlamına gelir. Kamil Kaya ile romanın anlatıcısını bir araya getirdikten sonra, Asaf'ın romandaki rolü de büyük ölçüde tamamlanır.