Romantik - Bir Viyana Yazı Adalet Ağaoğlu

Zaman ve Mekan
Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu
Edebi "Oyunlar"

 
Romanın adından da anlaşılacağı gibi kitabın geçtiği şehir, Viyana, eserdeki en önemli unsurlardan bir tanesidir. Açılış sayfalarında Londra’da, Hyde Park civarında bulunan yazar, kitap imzalamak için gittiği Bratislava’dan sonra içindeki tutkuya dayanamayarak Viyana’ya geçer.[1] Benzer bir durum, okul hayatı boyunca anlattığı Viyana’yı kendi gözleriyle görmek için katıldığı turdan ayrılan Kamil Kaya için de geçerlidir.
 
Viyana, roman boyunca bu iki karakter üzerindeki etkisiyle, çok katmanlı bir şekilde sunulur. Karakterler, Viyana’da yalnızca kendi bulundukları yerleri değil, aynı zamanda Viyana’nın tarihini, sanatını ve kültürünü de yaşar. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, Kamil Kaya’nın Viyana’da bulunma sebebi olarak Alma Maher’i göstermesidir.[2]


Viyana

Kamil Kaya’nın tarih dersleri sırasında aşağıdaki gibi tanıttığı Viyana, roman genelinde de bu ikilem içindeki yapıyı korur:
 
Viyana, On Altıncı Yüzyıl'ın başı ile sonu arasında, veba, opera, karnaval ve cinayetlerin, düşman saldırılarıyla vals nağmelerinin en büyük boyutlarda yaşandığı bir kenttir. Şövalyeler, savaş alanlarından buraya atlarının sırtında barok rüzgarlarıyla gelmişlerdir.[3]
 
Romanın sonundaki nottan, Adalet Ağaoğlu’nun romanı 1989 – 1993 yılları arasında yazdığı anlaşılabilir. Roman içinde de, kitapta anlatılan olayların da benzer bir dönemde geçtiği anlaşılabilir. Kamil Kaya’nın bahsettiği “veba – opera, karnaval – cinayet, düşman saldırıları ve vals nağmeleri” geçmişte kalmış olsa da, Viyana’nın güncel durumunda da benzer şeyler görmek mümkündür.
 
Bir tarafta köpek gezdiren, parklarda ve restoranlarda oturan insanların huzur içinde yaşadığı Viyana, diğer taraftan modern hayatın pek çok kötülüğüne, sürekli devam eden bir tüketim toplumuna[4], uyuşturucu bağımlılarına, metroda kendini İsa veya Musa zannederek dolaşan delilere ev sahipliği yapar.[5]
 
Hem Viyana’da adı geçen başlıca noktaları, hem de Viyana dışında romanda karşımıza çıkan mekanları, yukarıdaki haritadan inceleyebilirsiniz.
 
[1] s. 14
[2] a. 90
[3] s. 59
[4] s. 27
[5] s. s. 134
 
Romantik – Bir Viyana Yazı değindiği toplumsal konulardan çok kullandığı kurgu yöntemi ve merkeze koyduğu karakterlerle dikkat çeker. Ancak bu, romanda toplumsal konuların hiç çıkmadığı anlamına da gelmez.
 
Romanın anlatıcısı, kitabın henüz ilk sayfalarında, yeğenlerini hamburger yemeye götürürken, dünya üzerinde binlerce çocuğun aynı anda, aynı şeyleri yiyor olduğu gerçeğinden söz eder.[1] Modern dünyanın bunun gibi farklı boyutları, insanların hep aynı şekilde yaşamaya çalışması ve toplumun hep tüketim etrafında şekillenmesi[2] Adalet Ağaoğlu’nun pek çok diğer eserinde olduğu gibi bu romanında da eleştirdiği unsurlardır.
 
Bu konunun bir başka boyutu olarak, Kamil Kaya sınıfında küpe takan ve saçlarını uzatan arkadaşlarıyla dalga geçen öğrencilerine kibarca tepki gösterir. Ona göre, herkesin aynı şekilde davranması, aynı şekilde gözükmesi gerekliliğine karşı çıkan bu kişiler, aslında olumlu bir şey yapmaktadır.[3]
 
Adalet Ağaoğlu’nun diğer eserleriyle, özellikle de Ölmeye Yatmak’la birlikte düşünülebilecek bir başka toplumsal eleştiri de, yine aynı karakter üzerinden getirilir. Tarih öğretmenliği yapması için verilen imkanları, harita ve malzemeleri yetersiz bulan idealist Kamil Kaya, belli noktalarda resmi tarih anlatısı ile de çelişir.


Tarih derslerini sorgulayarak, düşünerek, tarihi öğrencilerinin hayalinde canlandırarak anlatan Kamil Kaya, bu açıdan Adalet Ağaoğlu'nun ilk romanındaki Dündar Öğretmen karakterinin bir zıttı olarak görülebilir.
 
Örneğin, İkinci Haçlı Seferleri’ni anlatırken, meydana gelen savaşlarla ilgili bazı efsaneleri “akıl terazisinden geçirerek” değerlendirmek gerektiğini ifade eder.[4] Avrupalıların devasa ordusunun su ihtiyaçlarını gidermek için Anadolu’daki tüm nehirleri kurutmuş olamayacağını söyleyen ve Selçukluların Haçlılara “attıkları dayaktan üzülüp yardım ettiği” ifadesine şüpheyle yaklaşan Kamil Kaya, bir sonraki bölümde karşımıza farklı bir şehirde çıkar. Selçukluların şefkatine şüpheyle yaklaşmış olması, onun Kütahya’ya sürülmesine sebep olmuştur.
 
Kamil Kaya’nın hayatının on yılında öğretmenlik yapamaması da bir anlamda yazarın getirdiği toplumsal eleştiriler olarak görülebilir. Tarihi sorgulayarak, gerçekten anlatarak öğretmeye çalışan, bunun yanı sıra şiir ve denemeler yazan, derslerini kendi şiirlerine ayırmak istemediği için bu konuya meraklı öğrencileriyle düzenleyecekleri şiir akşamlarında tartışabileceklerini ifade eden[5] öğretmen, bütün bu gerekçelerle öğretmenlik hayatından uzaklaştırılır.
 
On yıl sonra, yine tuhaf bir şekilde affedildiğinde, durumu şu cümlelerle açıklar:
 
Dostlarım, yaşıma başıma bakıp beni Osmanlıdan kalma bir parça sanmayın. Gözümü açtım, Cumhuriyeti gördüm. Ona kul köle oldum. O da tuttu, yok derslerde öğrencilerin kafasına olur olmaz şeyler sokuyor, yok evinde gizli toplantılar düzenliyor, diye beni yirmi yıllık öğretmenliğimden attı. Derken, suçum ne bilmeden, affa uğradık. Herhalde, yahu sahi, biz Cumhuriyet idik, hak-hukuk devleti idi, unuttuk gitti dediler. Neyse aman işte yeniden birlikteyiz ya dostlar. Ne iştir![6]
 
İdealist tarih öğretmeninin yaşadığı bu sıkıntılarla birlikte, Adalet Ağaoğlu’nun romanda aslında onun gibi insanlara ne kadar ihtiyaç olduğunu gösterdiği noktalar da bulunur. Ülkeyi ve tarihi sevmeyi, sadece kahramanlaştırarak anlatmayı anlamsız bir durum olarak gören yazar[7], “Viyana’nın kapılarına dayanmakla” övünen, ama Avusturya’nın Avrupa’nın neresinde olduğunu, Kahlenberg’in Viyana’nın hangi yakasına düştüğünü, Kütahya’nın Kastamoni’nin (sic) hangi canibine düştüğünü bilmeyen insanları şiddetle eleştirir.[8]
 
Elbette romandaki toplumsal konuların kapsamı bunlarla sınırlı değildir. Ancak daha çok edebi üslubuyla öne çıkan romanın, toplumsal konulardan tamamen kopuk olmadığını görmek amacıyla kitabın bu boyutuna dikkat etmek faydalı olabilir.
 
[1] s. 8
[2] s. 27
[3] s. 75
[4] s. 42 - 43
[5] s. 52 - 53
[6] s. 55
[7] s.38
[8] s. 11
Romantik - Bir Viyana Yazı her şeyden çok ilginç kurgu yapısıyla dikkat çeken bir romandır. Öyle ki, romanda asıl önemli olanın ne anlatıldığından çok bunun nasıl anlatıldığı olduğu bile söylenebilir. 

Postmodern bir roman olarak tanımlayabileceğimiz Romantik - Bir Viyana Yazı'nın farklı bölümlerinde yazar Adalet Ağaoğlu farklı anlatı yöntemleri kullanır. Birinci şahıs anlatıcı ile başlayan ve her şeyden çok anlatıcının kafasındaki fikirlere yoğunlaşan roman, daha sonra Kamil Kaya'nın tarih derslerini aktarır. Bundan sonra, bu iki kurgu romana adını veren Viyana'da bir araya gelir. Kamil Kaya'nın Viyana günleri, onun bakış açısından kendi anlatımıyla sunulur ve onun bulunamamasıyla sona erer. 


Romantik - Bir Viyana Yazı'nda olay örgüsü geleneksel yapıların oldukça dışında ilerler. 
 
Bu bölümlerin tümü, kendi içinde "farklı" anlatı yöntemleri içerir. Kamil Kaya'nın derslerinden oluşan bölüm, yalnızca bu karakterin öğrencilerine anlattığı dersler üzerinden ilerler. Bu bölümlerde, bir romandan bekleyeceğimiz diyalog, betimleme, olay anlatısı gibi şeylere neredeyse hiç yer vermeyen Adalet Ağaoğlu, buna karşın okuyucuya Kamil Kaya ve yıllar boyunca yaşadığı olaylar hakkında pek çok bilgi verir. Roman Avusturya'da tekrar Kamil Kaya'ya yoğunlaştığında, romanın anlatısı "bilinç akışı" olarak ifade edilebilecek bir tona bürünür. Belli noktalarda, Kamil Kaya'nın düşünceleri, noktalama işaretleri ve dilbilgisi kuralları gözetilmeden, Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli'nde kullandığı üslubu hatırlatacak şekilde, bir bütün olarak sunulur: 

E peki, küvet boş mu, temiz mi, ip orada mı yoksa başka yere mi gitti lafa bak uçak kaçtı olur mu taksi paraso yok diye dönmüş geri gelmiş hani ne oldu komşu havaalanınaydı hani ben sana söyledim bunlar çekmez yolun altında silkeleyiverirler deedim şimdi yeni bir bilet alınması gerecekmiş Bülent'in plak sabun paralarını da çaldırdım artık siz ödersiniz değil mi Hoca somon füme seviyor boşver bir dış alırım sonra biraz uzanır kitap okurum (…)[1]
 
Benzer bir kullanım, romanın 147. sayfasında da karşımıza çıkar.
 
Romanın bu deneysel anlatı dili, belli noktalarda postmodern edebiyatın yaygın bir boyutunu yansıtarak yazar ile okuyucu arasında oynanan “oyunlara” da dönüşür. Bunlara çeşitli örnekler için, yandaki sekmeye göz atabilirsiniz.
 
Romandaki sıra dışı durumlardan bir başkası, Adalet Ağaoğlu’nun pek çok eserinde olduğu gibi, bu kitapta da zaman kullanımının doğrusal bir yapıda olmamasıdır. Hem olayların akış sırasına, hem de, örneğin Kamil Kaya’nın Viyana’da yaşadığı sahnelere bakıldığında, geçmişin şimdiki zamanla birlikte sunulduğu görülür. Romanın en önemli unsurlarından biri olan Viyana için bile bu durum geçerlidir. Zaman ve Mekan sekmesinde daha detaylı olarak inceleyebileceğiniz gibi, romanda Viyana’nın tarihi, geçmişi ve şimdiki zamanı, günlük yaşamı ve kültürü bir arada ele alınır.
 
Bu durum, Adalet Ağaoğlu’nun romancılığının da önemli boyutlarından bir tanesidir. Zira yazarlığa ilk başladığı yıllarda daha çok oyun yazarı olarak tanınan Ağaoğlu, tek zamalı romanlara karşı olmasının, bu türde eserler vermesinin temel sebeplerinden biri olduğunu ifade eder:
 
“Romana geçmemin temelinde de klasik anlatının tek zamanlı, geldi gitti'li olmasının bana iyi gelmemesi vardı. Çok fiilli, çok zamanlı bir roman yazmaya karar verdiğiniz andan itibaren bunun nasıl olacağını, yani hangi dille anlatacağınızı, nasıl bir anlatı kuracağınızı düşünüyorsunuz”[2]
 
Romanın kurgusundan bahsederken gündeme getirilmesi gereken önemli kavramlardan bir tanesi de metinlerarasılıktır. Bir edebi metnin, daha önce yazılmış metinler üzerine kurulması veya onlarla diyaloğa girmesi şeklinde açıklayabileceğimiz bu kavram, Romantik – Bir Viyana Yazı’nda da büyük önem taşır. Viyana’da yaşayan pek çok sanatçı ve entelektüele göndermeler yapan kitap, aynı zamanda bu bölgeyle alakalı metinlerden, örneğin Kafka’nın Milena’ya Mektupları’ndan sık sık bahseder. Bunların daha kapsamlı bir listesi için, Arka Plan bölümümüze göz atabilirsiniz.
 
Romanın son bölümünde, Doktor Asaf’a Kamil Kaya’nın ceketini giyen anlatıcı tarafından ulaştırılan zarfta “Roman-tik Bir Viyana Yazı” isimli bir  dosya bulunur. Eserin son sayfalarında ortaya çıkan bu durum, okuduğumuz romanın anlatıcı tarafından Viyana’da yazılan eser olması gibi ilginç bir yapı oluşması anlamına gelir. Bu durum da, yine postmodern edebiyatta sık sık karşımıza çıkan üstkurmaca kavramıyla açıklanabilir.
 
Tüm bunlara rağmen, romanın her zaman postmodern kavramlar üzerinden ilerlemesi gibi bir durum olmadığını hatırlamak da önemlidir. Adalet Ağaoğlu, farklı yapılar denediği romanının belli bölümlerinde, daha geleneksel “formüller” de kullanır.
 
Bunun iyi bir örneği, Kamil Kaya’nın Yunus ile ilgili düşüncelerini paylaştığı anlardır. Sürekli olarak tekrarlanan “çamaşır ipi”, “fare zehri”, “küvet”, “Tuna Nehri” gibi motifler, romanın sonunda akıbeti belli olmayan Yunus’un Kamil Kaya tarafından öldürüldüğü yönünde ciddi ipuçları verir. Yazar, romanının doğasıyla paralel olarak kitabın ucunu açık bıraksa da, bu noktada kitap her şeyden çok bir polisiye roman gibi ilerler.
 
Sonuç olarak, Romantik – Bir Viyana Yazı farklı anlatı tekniklerini, iç içe geçmiş zamanları bir arada kullanan ve bu sayede okuyucuya anlatılan hikayeyi oldukça ilgi çekici şekilde ulaştıran bir eser olarak tanımlanabilir.
 
[1] s. 137
[2] http://dipnotkitap.net/ROMAN/Hayir.htm
 
 
Adalet Ağaoğlu’nun Romantik – Bir Viyana Yazı’nı dahil edebileceğimiz “postmodern edebiyat” akımı içinde sık sık karşımıza çıkan bir durum, yazarın okuyucuyla oynadığı "oyunlar"dır.
 
Bu romanda da, yazar belli noktalarda okuyucuyu şüpheye düşürmeyi amaçlayan, kurgunun bilinçli olarak inşa edilen tuhaf yapısını gösteren ve kurmaca hikayelerin farklı boyutlarını inceleyen yöntemler kullanır.
 
Hatta, Adalet Ağaoğlu’nun bütün bunları okuyucudan gizleyerek veya üstünü kapayarak yapması gibi bir durum bile yoktur. Aşağıdaki cümleler, yazarın romanındaki tuhaflıkların bilincinde olduğunu, bu yapıyı bilerek ve isteyerek yarattığını, hatta bunlara doğrudan işaret ederek okuyucuyla bir diyaloğa girdiğini gösterir:
 
Belki içinizde hala, bütün bu makul açıklamaları yeterli bulmayarak: "Ne oluyor böyle Londra-Hyde Park'lar, baroklar ve hortlaklar, Kastamonu-Kütahya'lar, sultanlarla sazlar, Venedik-Viyana'lar, imparatorlarla uşaklar?" diye soranlarınız vardır. "Hadi bunlar neyse ne; bir de Alma'lar-Milena'lar, Yunus'larla Clea'lar, yetmedi Antonia'lar, hele hele ikide bir ortaya çıkan su yeşili çamaşır ipi, fare zehiri, Tuna dalgaları, dalgalarla sürüklenen ceset(ler?), kanlar-kemikler, kokmuş şeyler! "Hani, birini arayan biriyle hocasını arayan biri vardı ya, tarih öğretmeni(niz) bu arada kadından kadına atlayarak alışverişe çıktıydı? O da ne yere bakan, yürek yakanmış ya, kruvaze ceket dedik, bikini donuyla karşılaştık, ya sonra?" diye soranlarınız...[1]
 

Bu cümleye rağmen, “oyun” gibi bir kavramın edebiyatta tam olarak nasıl kullanıldığı çok net olmayabilir. Bunun için, romanda “Asaf” karakteri üzerinden ilerleyen bir “oyun”u incelemek faydalı olabilir.
 
Asaf, karşımıza ilk olarak Kamil Kaya’nın bir öğrencisi olarak çıkar. İlk anda, tarih öğretmeninin diğer öğrencilerinden çok ayırt edici bir özelliği olmasa da, aynı isim yıllar sonra Viyana’da anlatıcının da karşısına çıkınca, okuyucu Asaf’ın anlatıya tekrar dahil olduğunu hisseder. Ancak anlatıcı, “bu adın kendisine hiç yabancı olmadığını” ifade ettikten sonra, şu cümleleri kurar:
 
Büyütmeyelim, Asaf, yaygın bir ad. Her yerde geçebilir.[2]
 
Bu cümleyle, okuyucu bir kez daha yazar tarafından yönlendirilmiş, bu sefer de Asaf’ın tamamen alakasız bir karakter olabileceğini düşünmeye başlamış olur. Ancak ilerleyen sayfalarda, ruh bilimci doktor Asaf’ın, gerçekten Kamil Kaya’nın öğrencisi olduğu ortaya çıkar.
 
Bu iki Asaf aynı kişi olduğuna göre “Büyütmeyelim, Asaf, yaygın bir ad. Her yerde geçebilir” gibi bir cümleye neden gerek vardır? Adalet Ağaoğlu’nun “oyunu” da, aslında burada gizlidir: Zira Asaf aynı Asaf olduğu halde, yazar eklediği cümleyle okuyucunun kafasında şüpheler yaratmayı, onu farklı şekilde yönlendirmeyi dener.
 
Romanın merkezinde yer alan bir başka durum da, postmodern edebiyatta karşımıza sık çıkan bir edebi “oyun” olarak değerlendirilebilir. Birbirlerinden tamamen farklı kişiler gibi görünen Anlatıcı ve Kamil Kaya, romanın sonunda neredeyse aynı kişi haline gelir. Roman boyunca Kamil Kaya ile özdeşleşen kruvaze ceket, kitabın son sayfalarında anlatıcının üzerinde karşımıza çıkar.
 
Ancak bu iki karakter arasındaki bağlantı, romanın metni içinde çok daha erken noktalarda da bulunabilir. Kamil Kaya, tarih derslerini anlatırken, belli noktalarda Türkçe kökenli kelimeler kullanmak için kendi kendini düzeltir. Bunun en yaygın olarak karşımıza çıkan örneği, “şehir” kelimesi yerine “kent” kelimesi kullanılmasıdır:
 
Sizler şapka devriminin ilân edildiği bir şehrin, pardon kentin, bir kentin lisesinde okumaktasınız.[3]
 
“Tarih Dersleri” bölümleri boyunca Kamil Kaya tarafından sıklıkla kullanılan bu “(…) şehrin, pardon kentin (…)” kalıbı, tıpkı kruvaze ceket gibi, tamamen bu karakterle ilgili bir kavrammış gibi gözükür. Ancak romanın 85. sayfasında, Doktor Asaf ile buluştuğu sırada, anlatıcı da tamamen aynı kalıbı kullanır. Üstelik bu “an”, Doktor Asaf’ın Kamil Kaya’nın eski öğrencisi olduğuınu öğrenmesinden de dört sayfa önce geçer:
 
Ne olursa olsun, artık benim de doktora bir soru sormam gerekmiyor muydu?
 
Eviniz şehrin, pardon, kentin ne tarafında? diye sordum ben de.[4]
 
Birebir aynı kalıpta sorulan bu soru, bu iki karakter arasındaki benzer doğanın bir başka ipucu haline gelir.
 
Adalet Ağaoğlu’nun roman boyunca okuyucuyla oynadığı edebi oyunlara elbette daha pek çok örnek verilebilir. Kamil Kaya ile Anlatıcı arasındaki ilişkinin, okuduğumuz romanın bir zarf içinde Doktor Asaf’a verilmesi ile sonuçlanması gibi, romanın bütün doğasını değiştiren örnekleri bile mevcuttur. Buradaki bilgiler, edebi oyunların hepsini gösterme amacıyla değil, bunların bilincinde olup farklı oyunları yakalamayı kolaylaştırmak amacıyla okunduğunda, romandan alınacak keyfi de arttırabilir.
 
[1] s. 151
[2] s. 83
[3] s. 39
[4] s. 85