Yaban Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Video
Kurtuluş Savaşı Romanı
Osmanlı Coğrafyası

Yaban’ın merkezinde Türk aydını ile Türk köylüsü arasındaki derin uçurum yer alsa da, romanın geçtiği dönem bu eseri aynı zamanda bir Kurtuluş Savaşı romanı olarak değerlendirmemizi de gerektirir. Bu romanın yazarı Yakup Kadri ve Halide Edip gibi, Kurtuluş Savaşı’nı doğrudan yaşamış, Ankara’da bulunmuş ve Milli Mücadele’nin başarısı için çalışmış kişiler tarafından yazılan romanlar, günümüzde Kurtuluş Savaşı’nı anlamak için önemli kaynaklar olarak kullanılmaktadır.
 
Kurtuluş Savaşı’nı merkeze koyan veya bu savaşı ele alan pek çok roman bulunsa da, bu savaşa tanıklık etmiş yazarların kitapları bu konunun “klasik” eserleri olarak kabul edilir.
 
Bu “türün” pek çok özelliği, Yaban’da da gözükebilir. Romanda Milli Mücadele’ye doğrudan katılmasa da, Milli Mücadele’yi şiddetle destekleyen, bu desteği etrafına yaymak için çabalayan bir ana karakter vardır. Romanın ana karakteri İstanbul’dan ayrılmış, Anadolu’ya gelmiş bir kişidir. Yunan askerlerle mücadele ettiği kadar, işgalcilerle işbirliği yapan, onlara yardım eden yerli halk ile de mücadele etmeye çalışır. Bir taraftan Kurtuluş Savaşı’na destek verirken, diğer taraftan bu savaşın arkasındaki fikirleri, modernleşme, Batılılaşma gibi kavramları savunur.
 
Yaban’da anlatılan hikaye başladığı sırada, Kurtuluş Savaşı da başlamış, hatta Birinci İnönü Zaferi kazanılmıştır. Aşağıdaki tabloda, Kurtuluş Savaşı’nın genel ilerleyişini görebilir, renkli bölümden Yaban’ın hangi dönemi kapsadığını inceleyebilirsiniz. 


 

Yıl
 
Olay Etki – Atmosfer
1918 - 19 I. Dünya Savaşı’nın Sonu ve Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti net bir şekilde yenilmiştir. Sevr Antlaşması’nda ortaya konan maddeler ağırdır, ancak bunlara uymak kaçınılmaz gibi gözükmektedir.
 
Ülkenin farklı yerlerinde, işgal güçlerine karşı düzensiz bir direniş başlar.
Mayıs 1919 İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi, yenilgiyi ve Sevr Antlaşması’nın zor koşullarını kabul eden vatandaşlar tarafından bile “aşırı” bir olay olarak görülür.
 
Osmanlı’nın en büyük ikinci şehrinin, savaşa gerçek anlamda katılmayan Yunanistan’a verilmesi, büyük bir haksızlık olarak değerlendirilir, ülke içindeki direnişi ayrı bir seviyeye ulaştırır.
Mayıs 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi, sık sık işgale karşı direnişin başlangıcı gibi değerlendirilse de, bu tam olarak doğru değildir.
 
Mustafa Kemal, Anadolu’ya Osmanlı Devleti tarafından ordu müfettişi olarak gönderilmiştir. Görevi, Sevr Antlaşması’ndan sonra Osmanlı topraklarını işgal etmesi kararlaştırılan ülkelere “direnen” düzensiz çeteleri, ayaklanan kişileri etkisiz hale getirmektir.
 
Ancak o, bu düzensiz hareketleri bastırmak yerine, bunları düzenli bir direniş hareketi haline getirerek Kurtuluş Savaşı’nın gerçek anlamda başlamasını mümkün kılar.
Ocak – Mart 1921 I. ve II. İnönü Savaşları Eskişehir yakınlarında Yunan ilerleyişini durduran I. ve II. İnönü Savaşları, 1919 – 20 yılları boyunca Anadolu’da örgütlenen düzenli direniş hareketi açısından önemli zaferler olur.
 
Bunlar, askeri anlamda her şeyi bitiren, büyük çaplı savaşlar olmasa da, Anadolu’daki hareketin basit, düzensiz, başarısız olmaya mahkum bir direniş olduğu yönündeki yargıyı ortadan kaldırırlar.
 
İnönü’deki zaferlerden sonra, Ankara merkezli direniş meşru bir hareket haline gelir.
Temmuz 1921 Yunan İlerleyişi Yunanlıların Anadolu’daki direniş hareketine somut bir cevap verme amacıyla başlattığı hücum, Türk Ordusu’nu Ankara’nın hemen batısına kadar geri çekilmeye zorlar.
 
Yunan Ordusu, Eskişehir, Kütahya ve Afyon gibi önemli şehirleri ele geçirir.
 
Bu kayıpların yaşandığı süre., Kurtuluş Savaşı’nın en “karamsar” günleri olarak değerlendirilebilir. Askerler hariç pek çok kişinin Ankara’yı bile terk ettiği, kısa süre içinde Ankara’nın düşmesinin beklendiği, Yunan zaferinin yaklaşmakta olduğunun hissedildiği bu dönem, Mustafa Kemal’in ordunun kumandasını şahsen eline alması ile Sakarya Meydan Muharebesi’nde tersine çevrilir.
 
Pek çok insanın Anadolu’daki hareketin yenilgiye uğrayacağını düşündüğü bu dönemin karamsarlığı, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan edebi eserlerde de sık sık karşımıza çıkar.
Ağustos – Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi Ankara’nın batısındaki Sakarya Nehri etrafında yaşanan bu savaşta, Yunan ilerleyişi durdurulur.
 
Bu zafer, hem psikolojik, hem de askeri olarak savaşın dönüm noktası olur. Sayı ve teçhizat açısından üstün olan Yunan ordusunun Ankara’ya ulaşamaması, onların uzun vadede de bu savaşı kazanamayacağının bir kanıtı olarak görülür.
 
Bu savaştan sonra Türk ordusu, “savunma yapan” taraf olmaktan çıkar ve taarruza geçmek için hazırlıklar yapmaya başlar.
Ağustos 1922 Büyük Taarruz Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra bir sene kadar süren taarruz hazırlıkları tamamlanır ve Yunan ordusu hızlı bir şekilde yenilerek İzmir’e kadar ulaşılan süreç başlar.
 
Bu noktada, artık savaşın kazanılacağı, savaştan sonra merkezin “İstanbul” ve Osmanlı Hanedanı değil, Ankara ve Millet Meclisi olacağı kesinleşmiş durumdadır.
 

Yaban’ın Kurtuluş Savaşı’nın hangi dönemini kapsadığını, bunun romanın ana karakteri Ahmet Celal’in psikolojisini nasıl etkilediğini, Analiz bölümü altında Zaman ve Mekan sekmesinden okuyabilirsiniz.
 
Kurtulul Savaşı romanları hakkında daha fazla bilgi için, aşağıdaki yazıya göz atabilirsiniz:
 
Kurtuluş Savaşı Romanı
 
Dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için Anadolu’nun bu ücra köşesinden daha uygun neresi bulunabilir? Ben burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim.[1]
 
*
 
Ekinler sararmağa başladı. Zavallı ekinler… En yükseği iki yaşında bir çocuk boyunu geçmiyor. Orta Anadolu’nun topraklarındaki ıstırap sanki bunlarda en açık ifadesini bulmuş gibidir. Akşam üstleri bütün başaklar yetim boyunlarını büküyorlar ve hazin köklerine bakıyorlar.
 
Ben bu manzarayı seyrederken eski Türklerin niçin hep Rumeli’ye uzanmak istediklerinin manasını anlıyorum.[2]
 
Yukarıdaki alıntılar, Yaban’ın ilk sayfasından ve altmış beşinci sayfasından gelir. Ahmet Celal, “Anadolu’nun bir ücra köşesinde”, “diri diri mezara gömülmüş” gibi hissederken, buranın ıssız, “ıstırap dolu” topraklarından bahseder ve Türklerin tarihleri boyunca Rumeli’ye “uzanma” isteğini daha iyi anladığını söyler.
 

Ancak yukarıdaki haritaya bakıldığında, Anadolu’nun “ücra bölgesi” olarak tanımladığı bölgenin, aslında Türkiye’nin hemen hemen merkezi olduğu görülebilir. Romanın geçtiği köyün tam adı ve konumu açık bir şekilde yazılmasa da, buranın Porsuk Çayı’nın kıyısında olduğu ve Sivrihisar’a yakın olduğu anlaşılabilir. Bunlar da günümüz Türkiye’sinin aslında oldukça merkezinde olan bölgelerdir.  
 
Bu durumda, Türkiye’nin merkezi gibi görünen bir konumun Ahmet Celal tarafından dünyanın öbür ucundaki bir çöl gibi değerlendirilmesini de açıklamak gerekir. Tarihi bir bakış açısından, Ahmet Celal gibi bir karakterin bu bölgeyi bu şekilde değerlendirmesi rahatlıkla açıklanabilir.





1451 ve 1520 yıllarında Osmanlı Devleti: Osmanlı Devleti'nin yükseliş döneminde ele geçirilen Doğu Avrupa toprakları, İmparatorluk için uzun süre Orta Anadolu'ya göre daha önemli bir merkez teşkil eder.
 
Anadolu’nun ortasındaki bu yer, Osmanlı Devleti açısından, hiçbir zaman önemli bir “merkez”, şehirleşmiş bir bölge olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin en büyük iki şehri İstanbul ve İzmir gibi, Selanik ve Edirne gibi önemli ve kalabalık şehirleri, ülkenin batısında, Batı Anadolu ve Rumeli bölgesinde yer alır. Aynı şekilde doğuda, Bağdat, Halep, Şam gibi daha “şehirleşmiş” bölgeler de bulunur. Ancak Anadolu’nun ortasında, böyle bir şehirleşme gerçekleşmemiştir.
 
Bu durumun yalnızca Yaban'ın geçtiği köyle ilgili olmadığı gerçeği, yine Yakup Kadri örneği üzerinden gösterilebilir. Yazarın Yaban’dan sonra kaleme aldığı Ankara romanı, Türkiye’nin başkenti haline gelecek şehri konu alır ve bu romanın ana karakteri Selma Hanım’ın Ankara’ya ilk gittiğinde yaşadıkları, Ahmet Celal’in yaşadıklarından pek farklı değildir.
 

1862 yılında Osmanlı: 1800'lerin başında Yunanistan'ın bağımsız hale gelmesi bu bölgedeki toprakların Osmanlı kontrolünden çıkması anlamına gelir. Doğu Avrupa'daki diğer topraklar bu noktada dört yüz yıldan beri Osmanlı topraklarıdır.

Bu bölgelerin şehirleşmesi, yukarıda adı geçen bölgelerdeki topraklar kaybedildikten, Orta Anadolu gerçek anlamda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi haline geldikten sonra başlamıştır.


1912 yılında Osmanlı Devleti
 
Ahmet Celal gibi orduda subaylık yapmış olan, Batılı bir eğitim aldığını, şehirli bir hayat tarzına alışık olduğunu anladığımız bir karakterin, modern bir haritadan bakıldığında ülkenin merkezi gibi gözüken bir coğrafyaya böyle tepkiler vermesi, çok basit olarak bu şekilde açıklanabilir.
 
[1] s. 17
[2] s. 65
canlı bahis siteleri rulet siteleri bahis siteleri yeni giris casino siteleri bahis siteleri free spin veren siteler casino siteleri deneme bonusu bahis siteleri canlı casino siteleri slot siteleri grandpashabet betwoon