Yol Ayrımı Kemal Tahir

Video
Esir Şehrin İnsanları
Hür Şehrin İnsanları
Ahmet Ağaoğlu
1930 Yılında Türkiye
Serbest Cumhuriyet Fırkası
Yol Ayrımı, Kemal Tahir’in “Esir Şehir Üçlemesi”nin üçüncü ve son halkasıdır: Romanda karşımıza çıkan öğelerin pek çoğu bu serinin önceki kitaplarından gelir. Ancak, Yol Ayrımı’nın, serinin ilk iki kitabı Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’ndan ciddi anlamda ayrıldığı da belirtilmelidir.
 
Serinin birinci kitabında, Selim Paşa’nın oğlu Kamil Bey, I. Dünya Savaşı yıllarını Avrupa’da geçirdikten sonra maddi sıkıntılar nedeniyle İstanbul’a gelir. Burada Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekleyen bir gazetede çalışmaya başlayan Kamil Bey, kısa sürede bu fikri savunmaya başlar ve Kuvayı Milliye’ye doğrudan yardım etmeye çalışır.
 
Ele geçirilen Yunan saldırı planlarının Anadolu’ya gönderilmesi sırasında suçüstü yakalanan Kamil Bey, yedi yıl hapis cezası alır.
 
Doğrudan bir önceki romanın bittiği noktadan devam eden Esir Şehrin Mahpusu, Kamil Bey’in İstanbul Tevkifhanesinde geçirdiği iki aylık süreyi konu alır. Bu romanın sonunda Kamil Bey, Milli Mücadele’yi desteklemediği için git gide uzaklaştığı karısı Nermin’den boşanır.
 
Yol Ayrımı, seride merkezine Kamil Bey’i yerleştirmeyen tek romandır. Bu romanda, hikaye Kamil Bey’in Esir Şehrin Mahpusu’nda yaşadıklarından dokuz sene sonra başlar. Romanın ana karakterlerinden Kadir, Esir Şehrin İnsanları’nda Kamil Bey ile birlikte yakalanan ve onunla aynı hücrede kalan Ramiz Efendi ile karısı Fatma Hanım’ın oğludur. Yol Ayrımı’nın belki de en önemli karakteri olan Murat ise, Kadir’in mahalleden arkadaşıdır. Murat, daha önce Esir Şehrin Mahpusu’nda, Fatma Hanım ve oğlu Kadir ile birlikte Kamil Bey’i tevkifhanede ziyaret ettiği sırada gözükmüştür.
 
Daha önceki iki romanın önemli karakterleri, bu romanda daha az kullanılırlar. Yol Ayrımı’nın ikinci bölümü, Ramiz Efendi, Kamil Bey, Binbaşı Arif Bey ve Nuh Bey gibi karakterleri ifade ederek, “Kuvayı Milliyeciler” başlığı ile sunulsa da, bu karakterlerin çoğu detaylı olarak incelenmez.
 
 
 
Romanda 192. sayfaya kadar gözükmeyen Kamil Bey, yalnızca bir bölümde hikayenin merkezine yerleştirilir. Kadir’in babası Ramiz Efendi ise, Murat ve Kadir ile ilişkisi nedeniyle hikayede daha ön plandadır. Kemal Tahir, onun karısı Fatma Hanım’ı kaybettikten sonra nasıl çöktüğünü detaylı bir şekilde anlatır.
 
Yol Ayrımı’nda görece önemli rol oynayan “eski” karakterlerden bir tanesi de Kamil Bey’in kızı Ayşe’dir. Kamil Bey, hapisten çıktıktan sonra kızını hiç görmemiş ve Yol Ayrımı’nda onu yanına alıp almak istemediğini görmek amacıyla bir test yapmaya karar vermiştir. Kamil Bey, kendisini ölü zanneden kızının yanına, “babasının bir arkadaşı” olarak gitmeyi ve kızını tanımayı amaçlar. Eğer kızı, biraz olsun kendisine çekmişse, ona gerçek kimliğini açıklayacak ve Ayşe’yi yanına alacaktır. Eğer kızının kendisini hapishanede yüzüstü bırakan eski karısı Nermin’e çektiğini görürse, hiçbir söylemeden onun yanından ayrılacaktır.
 
Kamil Bey’in bu planı, Esir Şehrin İnsanları’nda Bağlarbaşı’na taşındıktan sonra karşılaştığı eski arkadaşı Derviş Fuat’ın kendi kızına karşı tasarladığı planı hatırlatır. Bu konuyla ilgili verilebilecek önemli bir bilgi Fuat karakterinin Esir Şehrin İnsanları’nın ilk baskısında yer almamasıdır.1 Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları’nı bir üçleme haline getirirken, tutarlık açısından çeşitli değişiklikler yapmış, aslen 1956 yılında yayımlanan eser, 1969 yılındaki ikinci baskısında, Fuat Bey’in romana eklenmesi ve Kamil Bey ile ailesinin yaşadığı maddi sıkıntıların arttırılması gibi önemli değişikliklerden geçmiştir.
 
Aynı zamanda romanda gözüken Doktor Münir karakterinin de Kemal Tahir’in diğer romanlarına bağlandığı belirtilmelidir. Doktor Münir, Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’nda gözükmese de, yazarın Yorgun Savaşçı isimli romanındaki önemli karakterler arasındadır.

1Naci, Fethi. Yüz Yılın 100 Türk Romanı. İş Bankası Yayınları, 2. Baskı. s.253
Kemal Tahir’in “Esir Şehir Üçlemesi”, sırasıyla şu üç romandan oluşur: Esir Şehrin İnsanları – Esir Şehrin Mahpusu – Yol Ayrımı.
 
Bu duruma karşın, piyasada Kemal Tahir’in “Hür Şehrin İnsanları” adlı bir başka romanı daha olduğu görülebilir. Peki, isim açısından bu üçlemenin son halkasıymış gibi gözüken bu roman tam olarak nedir?
 
Yazarın ölümünden sonra, defterleri arasında bulunan bu eser, Kemal Tahir’in tamamlanmamış çalışmalarından bir tanesidir. Yazar, bir noktadan sonra bu kitap üzerine çalışmaktan vazgeçmiş, burada işlediği bazı konu ve temaları diğer romanlarında farklı şekillerde ele almıştır. Yol Ayrımı da, bu romanlardan bir tanesidir.
 
Dolayısıyla, “Hür Şehrin İnsanları” aslında yazarın yayımlamayı düşünmediği, bir anlamda yazmaktan vazgeçtiği bir eserdir. Buradaki bazı konular, Yol Ayrımı’nda karşımıza çıkanlarla benzerlik taşısa da, Tahir Hür Şehrin İnsanları’nı Esir Şehir Üçlemesi’nin son halkası olarak yayımlamaz.

 
Yol ayrımındaki önemli kişilerden bir tanesi, “Ağaoğlu Ahmet” isimli karakterdir. Ağaoğlu Ahmet, romanda Serbest Fırka’nın kuruluş sürecini, halktan aldığı desteği ve dağılışını anlatan, diğer karakterler ile Serbest Fırka arasında “köprü” görevi gören bir karakter olarak kullanılır.
 
Ahmet Ağaoğlu, Kemal Tahir’in yarattığı bir karakter değil, gerçekten yaşamış ve gerçekten Serbest Fırka içinde görev almış bir kişidir. Azerbaycan’da doğan, bir süre Fransa’da yaşadıktan sonra Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti meclislerinde yer alan Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka’nın politik duruşunun belirlenmesinde önemli bir rol oynamış ve bu dönemde yaşadıklarını yazarak “Serbest Fırka Hatıraları” isimli bir kitap yayımlamıştır.
 
Kemal Tahir, romanda yalnızca Ahmet Ağaoğlu’nu bir karakter olarak kullanmakla kalmaz, aynı zamanda bu kitaptan da alıntılar yapar. Bu alıntıları zaman zaman belirtmeden, zaman zaman açıkça belirterek1 kullanan Kemal Tahir’in bu tutumu, Fethi Naci tarafından sert bir şekilde eleştirilir.2 Ona göre, Kemal Tahir bu kitapta kendi söylemesi gerekenlerden çok Ahmet Ağaoğlu’nun söylediklerine sığınmakta ve başka bir esere kendi romanı içinde çok fazla yer vermektedir:
 
“Romancının sözünün başlayacağı yerde Kemal Tahir Susuyor. Hep genel açıklamalar. Çok sıkıştı mı gelsin Ahmet Ağaoğlu’nun Serbest Fırka Hatıraları! Kemal Tahir, Ağaoğlu’un anılarından o kadar çok yararlanmış ki Serbest Fırka Hatıraları olmasaydı Yol Ayrımı da olmazdı diyebilirim.” 3
 
Romanda, Ahmet Ağaoğlu dışında kişilerin yazdığı yazılar da, çeşitli kurgu öğeleri kullanılarak doğrudan kullanılır. Bunları daha detaylı okumak için, Analiz bölümü altında “Kurgu” sekmesine göz atabilirsiniz.

1s.336
2
Naci, Fethi. Yüz Yılın 100 Türk Romanı. İş Bankası Yayınları, 2. Baskı. s. 278
3s. 277
Kemal Tahir’in bu romanı, Türkiye’nin siyasi tarihi ile yakından alakalı olduğu için, romanda yaşanan olayları anlayabilmekle bunların yaşanmasına neden olan koşulları bilmek, neredeyse eş anlamlı gibidir.
 
Türkiye’nin 1930 yılındaki durumunu detaylı bir şekilde incelemek, hatta yalnızca Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın siyasi üç aylık yaşantısını değerlendirmek bile başlı başına bir kitap konusu olabilir. Burada, 1930 yılında Türkiye’deki koşulları kısaca özetlemekle ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın temel özelliklerinden bahsetmekle yetineceğiz.
 
Yol Ayrımı’nı ilgilendirdiği ölçüde, 1930 yılında Türkiye’deki durum şu şekilde özetlenebilir.
 
Kurtuluş Savaşı kazanılıp, Cumhuriyet ilan edileli yedi yıl olmuş, bugün genelleyici bir kavramla, “Atatürk İnkılapları” olarak tanıdığımız devrimlerin pek çoğu gerçekleştirilmiştir.
 
Romanda, 1928’de ilan edilen “Harf Devrimi”, sık sık gündeme getirilir, zira Latin harflerine geçiş süreci resmi olarak başlamış olsa da; halk, gazeteciler ve matbaalar henüz bu duruma tam anlamıyla uyum sağlayamamıştır.


Dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Başbakanı İsmet İnönü
 
Bu devrimler, büyük ölçüde başarıyla devam etse de, halkın “günlük” durumunu iyileştirme yönünde çok somut adımlar atılamamıştır. Toplumda sosyal değişiklikler devam ederken, halkın ekonomik durumunda gözle görülür bir iyileşme yaşanmamıştır. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi, 1929 yılında Amerika’da başlayan “Büyük Buhran”ın Türkiye üzerindeki etkileridir. Tüm dünyada büyük ekonomik sıkıntılara yol açan bu gelişme, maddi durumun düzeltilmesini daha da zorlaştırır.
 
Kurtuluş Savaşı’nın lideri Mustafa Kemal, “Gazi Paşa” olarak siyasi gücü büyük ölçüde elinde bulundurur. Bu dönemde başbakan ve devletin günlük işleyişinden sorumlu olan kişi İsmet İnönü’dür. Mustafa Kemal, “Gazi Paşa” unvanı ve Kurtuluş Savaşı’nın getirdiği prestij ile, politik olarak doğrudan karşı çıkılamayacak kadar güçlüdür. Ancak İsmet İnönü ve onun yönetimine Halk Fırkası içinde ciddi bir muhalefet vardır.
 
İsmet İnönü’nün kişisel rakiplerinden bir tanesi, Mustafa Kemal’in yakın arkadaşlarından Fethi Okyar’dır. Hatta, Fethi Bey Kasım 1924 – Mart 1925 tarihleri arasında İsmet İnönü yerine başbakanlık da yapmış, ancak daha sonra istifa ederek Paris’e ateşe olarak gitmiştir.  


1930'larda İş Bankası Kadıköy Şubesi
 
Romanda karşımıza çıkan önemli bir kavram, “Aferizm” kavramıdır. İş Bankası’nın dönemin evrensel dili Fransızcadaki karşılığı Banque d’Affaire isminden gelen bu kavram, Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik ve siyasi kazançların birlikte ilerlemesi durumu olarak açıklanabilir. Bu dönemde, kurulan işlerin başarılı olabilmesi için bir şekilde Meclis içinden korunmaları, yani  yapılan her ekonomik girişimin ardında, politik bir “destek” olması gerekir.
 
Bu, atılacak ekonomik adımlara devletin karar vermesi anlamını taşıyan “Devletçilik” kavramından tamamen ayrı bir anlam taşır. Aferizm suçlamasına göre, mecliste milletvekili olmayan, önemli bir siyasi pozisyonda bulunmayan veya bu konumlardaki insanlarla iyi ilişkileri olmayan kimse, ekonomik olarak başarılı bir girişimde bulunamaz.
 
Romanda, İsmet İnönü’nün bu duruma karşı getirdiği bir eleştiri şu şekilde sunulur:
 
“Başvekil, “Bir iş ki, kimse yapmaz, devlet yapar, bunu anlıyorum. Bu iş ki, hususi bir teşebbüs yapar, bunu da anlıyorum. Fakat devletin nüfuzunu kullanarak şahıslar veya bankalar yapar, bunu anlamıyorum. Ben devletçilik denen şeyi anlarım, fakat dolapçılığı anlamam,” diyordu.”1

1s. 97
 
İstanbul ve Ankara’nın 1930 yılındaki koşullarını detaylı olarak ele almasına karşın, Yol Ayrımı’nın en önemli konusu, yalnızca üç ay aktif kalabilmesine rağmen Türkiye siyaset tarihinde önemli bir rol oynayan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır. Roman, bu partinin kurulma kararının alındığı gün başlar ve parti dağılana kadar devam eder.
 
Serbest Cumhuriyet Fırkası, Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhuriyet Halk Fırkası ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan sonra kurulan üçüncü partidir. Ancak, daha önceki “muhalefet girişimi” olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın aksine, Serbest Fırka doğal bir şekilde, farklı bir siyaset isteyenler benimseyenler tarafından kurulmaz, partinin kurulması, bizzat Mustafa Kemal’in isteğiyle gerçekleşir.
 
Türkiye'de çok partili düzene doğru. 
 
 
Partiyi yönetmek için, o dönemde Paris’te elçilik yapmakta olan Fethi Okyar Türkiye’ye geri çağrılır. Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyet’in kurulmasında önemli roller oynayan, 1924-25 yıllarında kısa süre olsa da İsmet İnönü yerine başbakanlık yapan ve İnönü’nün önemli politik rakiplerinden biri olarak görülen Fethi Okyar, partinin kurucusu ve lideri olarak görev alır.
 
Serbest Fırka, aslında doğrudan Mustafa Kemal’in isteğiyle kurulmasına ve yapısı itibariyle Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan farklı olmadığını açıkça belirtmesine rağmen, ülkedeki gidişattan memnun olmayanların büyük rağbet gösterdiği bir proje olur. Bir başka deyişle, “kontrollü” bir muhalefet projesi olarak tasarlanmasına rağmen, kısa sürede halkın gerçek desteğini kazanır ve önemli bir politik hareket haline gelir.
 
Özellikle ekonomik sıkıntılar yaşayan halkın bu desteği, Serbest Fırka’nın kurulur kurulmaz katıldığı 1930 Yerel Seçimleri’nde önemli bir başarı elde etmesini sağlar. Serbest Fırka, Samsun dışında kayda değer bir noktada seçim kazanamamasına karşın, halkın büyük çoğunluğu seçimlerin adil bir şekilde yapılmadığının farkına varır.
 
Zorla Halk Fırkası’na oy attırılması, Serbest Fırka’ya oy vermek isteyenlerin sandıktan geri çevrilmesi, belli noktalarda sözlü ve fiziksel baskıyla karşılaşılması, hatta atılan oyların şüpheli bir şekilde kaybolması, seçimi kaybetse de Serbest Fırka’nın kısa sürede kazandığı desteği gözler önüne serer.
 
Ancak, Halk Fırkası’na dahil olanlar, kısa süre önce kurulan muhalefetin böyle bir başarı elde etmesini kabullenemez. Kısa süre içinde, Serbest Fırka’nın iktidarı ele geçirmek için yapılan devrimlere karşı çıktığı, gericilerle birlikte çalıştığı ve dini siyasete alet etmeye çalıştığı söylenmeye başlanır.
 
Seçimler sırasında yapılan yolsuzlukların Meclis’te tartışılmasını isteyen Fethi Okyar, bir anda kendisini eleştirilerin merkezinde bulur ve bu iki partinin var olan düzen içinde birlikte çalışamayacakları anlaşılınca, Fethi Okyar’ın isteği ve Mustafa Kemal’in onayıyla parti kapanır. Böylece, 1930 yılının Ağustos ayında kurulan parti, aynı yılın Kasım ayında kapatılmış olur.